ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR

Akut Solunum Yolu Enfeksiyonları

Çocukluk çağında en sık geçirilen ve en çok ölüme neden olan enfeksiyon hastalıklarıdır. Akut solunum yolu enfeksiyonları (ASYE) alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları olarak ikiye ayrılabilir. Bunların çoğu üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) şeklindedir. ÜSY enfeksiyonlarının en sık etkeni virüsler olup genellikle kendiliğinden düzelirler. Gırtlak ve altındaki bölge alt solunum yolları olarak kabul edildiğinden, krup sendromları, akut bronşiyolit, akut bronşit ve zatürre akut alt solunum yolu enfeksiyonları olarak sayılabilir. 

Ateş -Soğuk Algınlığı – Nezle

Normal vücut sıcaklığı 36 ile 37,5 derece arasındadır ve gün içerisinde değişim gösterebilir. 38 derece ve üstü ateş hastalık işareti olabilir. Fakat çocuk hareketli bir gün geçirmişse vücut ısısında kısa süreli bir artış görülebilir. Çocuklarda görülen soğuk algınlığı yetişkinlere göre çok daha ciddiye alınmalıdır ve doktora başvurulmalıdır. Çocuğunuzun yüksek ateşini biraz olsun düşürebileceğini düşünerek üzerini fazla örtmeyin, bol miktarda sıvı içirin ve ılık duş uygulayın.

Çocuklarda Gribin Belirtileri

  • Hapşırma
  • Burunda tıkanma ve akıntı
  • Öksürük ve boğazda kırmızılık
  • Yüksek ve hafif ateş
  • Tüm vücutta ağrı
  • Üşüme
  • Halsizlik
  • Boğaz ağrısı

Burun havanın vücuda giriş kapısıdır, burada hava ısıtılır, tozlarından arındırılır ve nemlendirilerek akciğer için uygun hale getirilir. Havanın burun içinden rahat geçebilmesi için üç koşul vardır. Birinci olarak, burun yapısının düzgün olup burun etlerinin normal büyüklükte olması gerekir. İkinci olarak, burun mukozasının sağlıklı olması, üçüncüsü ise, burun salgılarının akışkan olması gereklidir.

Burun mukozasından rinovirüs ailesinden bir virüs girdiği zaman nezle oluruz. Burun tıkanır, akar, hafif ateş ve halsizlik hissedilir. Nezle iyi tedavi edilmediği durumlarda orta kulak iltihabına, sinüzite veya bronşite yol açabilir. Burun açıcı ilaçlar şurup veya damla olarak 2-3 gün kullanılmalıdır. Ayrıca ateş düşürücü, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir.

Orta kulak iltihabı

Orta kulak iltihapları (otitis media) , özellikle çocuklarda çok sık görülen hemen her çocuğun en az bir kez bazen defalarca geçirdiği orta kulak iltihapları kulak ağrısı, ateş, işitme kaybı ile karakterlidir. Bebeklerde huzursuzluk, kulak çekiştirme, sıklıkla görülür. Genellikle bir nezle sonrası ve sonbahar kış aylarında görülür ama her zaman ve herkes de görülebilir. Nezle esnasında burnu tıkayarak hıçkırma, hapşırma orta kulakta iltihabı başlatacak mikropların kulağa girmesine neden olabilir. Bebeklerde iltihabı kolaylaştıran geniz eti, östaki borusu, östaki borusunun yatay seyretmesi ve bebeklerin sırtüstü biberonla beslenmesi gibi olumsuz başka faktörler de vardır.

Orta kulak iltihabına daha çok, hemofilus influenzae ve Streptecoccus pnomoniae adlı mikroplar neden olur.

Bir diğer önemli orta kulak iltihabı türü orta kulakların havalanma ve direnajını dolayısı ile işitmenin en iyi düzeyde olmasını sağlayan Östaki borularının tam çalışmamasına bağlı kulak zarı arkasında orta kulak boşluklarında sıvı birikmesi , yani effüzyonlu otitis mediadır. Kendisini ağrı, ateş gibi iltihap belirtileri ile göstermeyen ve kolayca fark edilmeyebilinen sıvı toplanması hastada işitme kaybına neden olur. Genellikle küçük çocuklarda geniz eti büyümesi, ve buna bağlı burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma ile birlikte görülür. Sürekli ağzından nefes almak zorunda kalan, burnu hep tıkalı ve akan, gece horlayan ya da fışırtılı soluyan çocuklarda geniz etinden kuşkulanılmalı ve  hekime başvurulmalıdır.

Kronik otit dediğimiz hastalık ise kulak zarında delik ve aralıklı ya da sürekli akıntı ve işitme kaybı ile giden bir hastalıktır. Özellikle sürekli pis kokulu bol akıntı ile seyreden otitler menenjit, beyin apsesi gibi ölümcül durumlara neden olabilir ve vakit geçirmeden ameliyat ile kontrol edilmeleri gerekir.

Üzerinde durulup, zamanında tanındığında kolayca tedavi edilebilecek bu hastalıkların tanınmaması ve tedavi edilmemesi durumunda çocukta işitme kaybı ortaya çıkar. Özellikle 0-6 yaş arasında ortaya çıkabilecek bu işitme kaybı varlığında ise çocuğun işitmesi ve gelişmesi geri kalabilir. Çocuğun sosyal yaşamına, iletişim ve öğrenme potansiyelini tam olarak kullanmasına engel olacak bu işitme kaybı erken yaşlarda kontrol edilmediği durumlarda ise bu olumsuzluk ileri yaşlarda kalıcı olarak yer edecektir.

İç kulak iltihaplanmaları

İç kulak iltihaplanmaları ise genellikle işitme kaybı, dengesizlik, baş dönmesi ve çınlama ile karakterlidir.

Kulakla ilgili bu hastalıkların varlığında vakit geçirmeden bir hekime başvurmak gerekir. Kulak ağrısı her hekimin öncelikle bakmak zorunda olduğu acil bir durumdur. Sık geçirilen rahatsızlık, tedaviye rağmen iyileşmeme ve işitme kaybı gibi durumlarda bir kulak burun boğaz hekimine başvurmak kalıcı bir hasarı engelleyici hatta hayat kurtarıcı olabilir

Dış kulak yolu iltihapları (otitis eksterna)

Dış kulak yolunda tıkanıklık ve buna bağlı işitme azlığı, özellikle kulak kepçesini hareket ettirmekle artan ağrı ve akıntı ile karakterli dış kulak yolu iltihaplarını daha çok rutubetli iklimlerde ve infekte havuz ve deniz suyunda yüzenlerde görüyoruz. Dış kulak yolunun en temel nedeni hastanın kendi neden olduğu kulak travması yani kulak karıştırmaktır. Ne kaşımak, ne temizlemek, ne kurulamak için kulağınıza pamuklu özel çubuklar dahil hiç bir şey sokmayınız. Kulak kendi kendini temizler, korumaya karıştırmaya ihtiyaç yoktur.

Sinüzit

Çocuklarda en sık görülen hastalıklardan biri de sinüzittir. Sinüzitte de en sık rastlanan mikroplar Haemophilus influenzae ve Streptococcus pnomaniae’dir. Burun tıkanıklığı ve iltihaplı akıntının yanı sıra yüz kemiklerinde şiddetli ağrılar başlar ve ağrı baş öne eğilince arlar. Göz yaşarması, göz etrafında şişlik, 38 i geçmeyen ateş, yüze basma ile ağrının artması sinüzitin diğer belirtileri arasındadır. Muayenede tüm burun mukozasının şiş ve ileri derecede kızarık olduğu görülür.

Tedavi antibiyotikler ve burun açıcı ilaçlarla yapılır. Tedavi süresi 10 günden az olmamalıdır. İyi tedavi edilmemiş sinüzitler komplikasyon yapabilir. İltihap göz ve beyin zarına dağılabilir. Ancak bu komplikasyonlar çok sık görülmez.

Anjin

Çocukluğunda anjin olmamış kimse hemen hemen yok gibidir. Yüksek ateş, boğaz ağrısı ve tükürüğünü bile yutamama ile kendini gösteren anjin, bazı çocuklarda çok sık görülür, her ay bir kez anjin olabilirler. Bademcikler, lenf dokuları olup boğazın girişinde, iki tarafa yerleşmiş küçük organlardır. Görevleri vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olmaktır. Boğaz yoluyla gelen mikroplar bademcik üzerinde tutulur ve onlara karşı antikor denilen bağışıklık proteinleri oluşturulur. Bu görev, vücudun bağışıklık sistemi kurulana kadar yani 5-6 yaşına kadar sürer. Anjin, çok çeşitli mikroplarla oluşmakla beraber daha çok beta hemolitik streptokoklarla oluşur.

Beta hemolitik streptokokların romatizma ile ilişkisi bilindiğinden bu hastalıktan korkulmaktadır. Anjin, birçok sıradan mikropla oluşabileceği gibi, bazen de enfeksiyöz mononükleoz gibi özel mikroplarla da oluşabilir. Öpücük hastalığı da denilen bu hastalık daha çok büyük çocuklarda görülür. Bu hastalıktaki bazı özellikler arasında; boyunda çok sayıda lenf bezi şişmesi, yüksek ateş, genel durum bozukluğu ve bademcikler üzerinde kötü kokulu tabaka oluşumu sayılabilir.

Epstein Barr virüsünün yaptığı bu hastalıkta karaciğer büyüyebilir ve deri döküntüleri olabilir. Bu hastalıkta tanı koymak kolaydır. Laboratuvar da yapılan bir MNI testi birkaç saat içinde tanıyı ortaya koyabilir.

Tedavisinde bazı penisilin türü antibiyotik dışında bazen de kortizon kullanmak gerekebilir. Anjinden neden olabildiği akut eklem romatizması ve buna bağlı olan kalp kapakçığı sorunları nedeniyle korkulmaktadır. Ancak ilaç sorunu olmayan ülkelerde bu komplikasyon hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Anjinin diğer bir özelliği de apseye yol açmasıdır. Apseleşirse boşaltılması gerekir. Sık tekrarlayan anjin kronik hale gelebilir.

Üç yıl üst üste 3 kez anjin, 2 yıl üst üste 5 anjin, bir yılda 7 kezden fazla anjin kronikleşme gösterir. Bademciklerin görüntüsü ve rengi de kronikleştiğinin habercisi olmaktadır. Bademcikler kronik hastalıklı hale gelirse ameliyatla alınmalıdır.

Farenjit

Farenjit bulaşıcıdır. Hafif ateşle başlar, burun tıkanıklığının yanı sıra burun arkasına akıntı, boğaz mukozasında yer yer kızarıklıklar ve iltihaplı salgılar görülür. Kulak zarı da kızarmış olarak görülebilir. Boyunda lenf bezleri ele gelir. Kendiliğinden 4-5 günde geçen farenjit, genellikle viral (virüslere bağlı) bir hastalık olduğundan antibiyotik kullanılmasına gerek yoktur, ama ateş 2 günden fazla sürerse antibiyotik verilebilir. Tedavisinde burun açıcı ilaçlar ve sprey şeklinde antibiyotikler kullanılır. Bazen farenjit bronşite de neden olur.

Bronşit

Larenjit her yaşta görülebilen iltihabi bir hastalıktır. Virüsler de mikroplar da gırtlak ve ses tellerini iltihaplandırabilir. Ses kısılır, ateş çok yükselmez. Farenjitin bronşite dönmesinde ara geçiş olabilir. Bazen şiddetlenip çocukları ciddi solunum güçlüğüne sokabilir. Sorumlular yine yukarıda adı geçen virüs ve mikroplardır genellikle.

Tedavisinde ise antibiyotik ve solunum zorluğuna bağlı olarak kortizon kullanılır. Bazen solunumun tamamen tıkanıp soluk borusuna delik açılması durumu da söz konusu olabilir. Trakeotomi adı verilen bu girişim gerçekten hayat kurtaran bir durumdur.

Krup Sendromu mukozada ödem oluşması sonucunda üst solunum yolu tıkanıklığı tablosuyla kendini gösteren benzer klinik tablolara krup sendromu denilmektedir. Daha önceleri, difteriye krup sendromu, diğerlerine ise psödokrup (yalancı krup) denilirken günümüzde buna benzer tabloların hepsine birden krup sendromu denilmektedir. Bu tabloların ortak özelliği üst solunum yolu tıkanıklık bulguları (stridor, ses kısıklığı ve bazen havlar tarzda öksürük) ile karşımıza gelmesidir. Krup sendromu denilince genellikle aşağıdaki klinik durumlar akla gelir: – Viral krup – Spazmodik (tekrarlayıcı) krup – Bakteriyel trakeit – Akut epiglottit

Viral krup laringotrakeal enfeksiyonların %95’inden sorumludur. Etken genellikle parainfluenza virusudur. Yaşamın ikinci yılında en fazla görülür. Önce ateş, burun akıntısı ile başlar ve sonra stridor, havlar tarzda öksürük ve ses kısıklığı olaya eklenir. Tedavide antibiyotikler kullanılır.

Spazmodik krup’ta akşam çocuk yatarken herhangi bir şeyi yokken, gece aniden havlar tarzda öksürükle uyanır. Stridor vardır. Ateş görülmez. Zaman zaman aynı durum yineleyebilir. Altta yatan alerjik yapının sorumlu olabileceği düşünülmektedir. Tedavide soğuk buhar ve steroidler mukozadaki ödemi çözme açısından yararlı olabilir.

Bakteriyel trakeit ender görülen ancak tehlikeli bir tablodur. Klinik olarak ağır viral krup tablosuna benzer. Ancak bunda ateş yüksek olup toksik bir görünüm vardır; gittikçe ilerleyen solunum yolu obstrüksiyonu yapar. Tedavide antibiyotikler kullanılır.

Akut epiglottit seyrek görülen ancak yaşamı tehdit eden bir tablodur. Bir ile altı yaş arasındaki çocuklarda görülür. Etken H. influenzae tip B’dir. Viral kruptakinin tersine öksürük yok ya da çok azdır. Ateş çok yüksek olup toksik bir görünüm vardır. Çocuk hava yollarını açık tutmak için hareketsiz pozisyonda oturur, ağzı açıktır ve sekresyonlar akar. Yutma güçlüğü olduğundan yeme isteksizliği vardır. Dil basacağı ile ağız muayenesi çok tehlikeli olup solunum yollarının tam obstrüksiyonu ve ölüme neden olabilir. Bu hastalıkta dakikalar bile çok önemli olduğundan hemen yoğun bakım ünitesine alınmalıdır.

Zatürre, ülkemizde beş yaş altı ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Bu enfeksiyonların erken dönemde tanınıp uygun biçimde tedavi edilmesiyle bu ölümlerin çoğu önlenebilir.

Genellikle bir ÜSYE’den birkaç gün sonra aniden yükselen ateş, artan öksürük ve solunum güçlüğü alt solunum yolu enfeksiyonunu akla getirmelidir. Karın ağrısı nedeniyle de hekime getirilebilir. Muayenede zorlu solunum, burun kanatları solunumu, göğüs kafesi kaslarının solunumla içe doğru çekilmesi gözlenir.

Bronşiolit

Akut bronşiyolit, süt çocukluğu döneminde en sık karşılaşılan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Bunların genellikle %2-3’ü hastaneye yatırılır. Daha çok bir ile dokuz ay arasındaki bebeklerde görülür. Bir yaşından sonra ender olarak görülür. Etken %75-80 olguda respiratuvar sinsitial virüstür (RSV) ve her yıl kış aylarında salgınlara neden olur. Bronşiolit bulaşıcıdır ve salgın yapabilir. Genellikle burun akıntısı ile başlar ve daha sonra kuru ve keskin bir öksürük ortaya çıkar. Arkasından solunum sıkıntısı ve beslenme zorluğu görülür.

Bronşiolit solunum yollarının en küçük dalları olan bronşiollerin enfeksiyonudur. Bu dallar havayı büyük bronşlardan akciğerlerdeki mikroskopik hava keselerine taşırlar. Bu hava keseleri oksijeni kana verir.

Ani başlayan solunum zorluğu genellikle soğuk algınlığını ve öksürüğü izleyerek ortaya çıkar ve şunlar görülür,

  • Hırlama
  • Hızlı soluk alıp-verme
  • Soluk alıp verme sırasında göğüs ve karında görülen çekilmeler
  • Ateş
  • Tırnak ve dudaklarda morarma. (şiddetli vakalarda)

Vücut direncini düşüren enfeksiyonlar, özellikle solunum yolu enfeksiyonları ve ailede alerji öyküsü olması risk faktörleri arasında sayılabilir. Hastalık genellikle bir haftada iyileşir. Bazı çalışmalar iki yaşın altında iki ya da daha fazla bronşiolit geçiren çocuklarda alerji ve astım görülebileceğini göstermiştir.

Tedavi:

Akut bronşiyolitte destek tedavisi uygulanır. Hastanın sıvı ve kalori gereksinimi karşılanmalıdır. Nemlendirilmiş oksijen verilir. Doktorunuz bakteriyel enfeksiyon düşünüyorsa antibiyotik verebilir veya duruma göre bronşları genişleten ilaçlar önerebilir.

Çocuğun odasındaki hava, tercihen soğuk buhar veren aletlerle nemlendirilmelidir. Böyle bir nemlendiricinin olmadığı durumlarda duş yardımıyla ortam hazırlanabilir. Çocuk günde birkaç kez ve gece yatarken yirmişer dakika bu ortamda tutulur. Eğer gece hırıltı ve öksürükle uyanırsa bu işlem tekrarlanır. Çocuğa sık sık sıvı verilmelidir. Süt, solunum yolu salgılarını koyulaştırabileceği için verilmemelidir.

Akut bronşiyolit geçiren çocukların yaklaşık yarısı ileriki 3-5 yıl içinde tekrar öksürük ve hırıltılı solunum atakları geçirmektedir

Doktorunuzu Ne Zaman Aramalısınız?

  • Bulgular 24 saat içinde gerilemezse
  • Ateş makattan 38,5°C’yi aştığında
  • Balgamlı öksürük
  • Deri, tırnak ve dudaklarda morarma olduğunda
  • Çocukta çevreye ilgisizlik ve uyuşukluk ortaya çıkmışsa,
  • Derhal doktorunuzu arayınız

İdrar Yolu Enfeksiyonları

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE) deyimi üriner sistemde mikropların üremesi anlamına gelir. Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Bakteriler, virüsler ve mantarlar idrar yolu enfeksiyonuna neden olurlar. Her yaş ve cinste görülür. Kadınlarda yenidoğan dönemi hariç erkeklerden fazla gözlenir. Özellikle ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu durumun dikkatten kaçması ve enfeksiyonların kontrol altına alınamaması böbrek yetmezliği ile sonlanabilir.

Ülkemizdeki böbrek yetmezliği olan hastaların önemli bir kesimine vezikoüreteral reflü (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) ve böbrek taşı hastalığı neden olur.  Tekrarlayan İYE olan hastalar bu yönden değerlendirilmelidir.

Normal olarak mesanede toplanan idrar böbreğe geri dönmez. Vezikoüreteral reflü (VUR) (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) mesanedeki mikroorganizmaların yukarı üriner sisteme taşınmasına neden olur. Tekrarlayan İYE olan çocuklarda %25-50 (ortalama %35) vezikoüreteral reflü vardır. İYE olmayan çocuklarda VUR %0.4-1.8 arasında görülür. Vezikoüreteral reflüde böbrek enfeksiyonu gelişimi kolaylaşır.

Büyük çocuklarda zor ve ağrılı idrar yapma, miktarında azalma veya gece işemeleri gibi bulgular ile idrar yolu enfeksiyonu düşünülürse de süt çocuklarında bu tanı kolay konamaz. Süt çocuklarında iştahsızlık, tartı akımında duraklama, bezin kuru kalması, ateş şüpheli bulgulardandır.

Tanıyı doğrulamak için idrar kültürü yapılarak uygun antibiyotik tedavisi, gerekirse ultrasonografi veya diğer radyolojik tetkiklerin yapılması gerekir. Kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu daha sıktır, önlemek için bebeğin altını önden arkaya doğru temizlemelidir.

İdrar yolu enfeksiyonlarında yineleme olasılığı yüksek olduğundan, uygun aralıklarla idrar kültürleri alınarak bebeğin veya çocuğun izlenmesi uygundur.

İşeme bozukluğu: Bu tablo tipik olarak 3-7 yaşları arasında görülür. Mesane kasları kontrolsuz, istem dışı-önlenemez-düzensiz bir şekilde kasılır. Bu hastalarda gün içinde birçok kez ani idrar yapma veya sıkışma hissi görülür. Mesanenin istemsiz kasılmalarını engelleyemeyen hasta, idrar kaçırmayı önlemek için bacaklarını çaprazlar, çömelerek topuğunu idrar çıkış bölgesine bastırır veya benzeri manevralar yapar. Hastaların büyük kısmında idrar kaçırma görülür.

İlk bir yıl içinde ateşli İYE tanısı alan erkek çocukların %90’ının sünnetsiz olduğu, sünnetsiz erkek çocuklarının sünnetli erkek çocukları ve kızlara oranla İYE riskinin 10-20 kat fazla olduğu bilinmektedir.

İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Yaş Gruplarına Göre Belirtiler

Yenidoğan ve  süt çocuğu

  • Vücut sıcaklığının belirgin düşük veya yüksek olması
  • Büyüme geriliği, kusma, ishal, huzursuzluk, sarılık,
  • Kötü kokulu idrar

Okul öncesi

  • Karın ağrısı,
  • kusma, ishal,
  • anormal işeme şekli,
  • Kötü kokulu idrar,
  • ateş,
  • büyüme geriliği

Okul dönemi

  • İdrar yaparken yanma, sık idrar yapma, karın ağrısı,
  • anormal işeme şekli,
  • kötü kokulu idrar,
  • ateş

Ergenlik

  • İdrar yaparken yanma, sık idrar yapma,
  • karında hassasiyet,
  • ateş,
  • kötü kokulu idrar

Tedavide amaç enfeksiyonu uzaklaştırmak, anatomik ve işlevsel bozuklukları belirleyip düzeltmek, tekrarları önlemek ve böbrek işlevini korumaktır.

Anatomik bozukluk, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve hastanın 5 yaşından küçük olması gibi özel klinik durumlarda tedavinin acilen başlaması gerekir. Hastanın genel durumu bozuk olduğunda hastanede ve parenteral (ilacın kas içine veya damardan uygulanması) antibiyotik verilerek tedavi edilmelidir. Özellikle yenidoğanlar hastanede ve parenteral antibiyotikle tedavi edilmelidir.

Bir yaşından büyük, genel durumu iyi, kusması olmayan, ağızdan beslenmesi yeterli olan çocuklarda oral (ilacın ağızdan verilmesi) antibiyotik tedavisi yapılır. Ağızdan bol sıvı alınması önerilir. Tedavinin süresini hekim belirler (7-14 gün).

Genelikle 48 saat içinde iyileşme gözlenmelidir. Aksi halde dirençli bakteri ile oluşmuş veya idrar yollarında tıkanma zemininde gelişmiş bir enfeksiyon düşünülmelidir.

Tedavi tamamlandıktan 2-3 gün sonra idrar incelemesi ve idrar kültürü tekrar edilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda uygun bir antibiyotik tedavisinden sonra 3-6 ay antibiyotikle baskılama tedavisi uygulanmalıdır (hekime danışılarak).

Hekiminizin belirleyeceği bir takvimde yapılacak tetkiklerle anatomik bozukluk olup olmadığı, o döneme kadar böbrekte kalıcı hasar olup olmadığı belirlenebilir.

VUR olan hastalarda baskılama tedavisi (akşamları yatarken ağızdan antibiyotik verilmesi) uygulanır. Hekimin belirlediği sıklıkta idrar tetkiki, idrar kültürü ve diğer tetkikler tekrar edilir. Takiplerinde bu hastaların bir kısmında açık veya endoskopik cerrahi düzeltmeler gerekli olabilir.

İshaller

İshal kısaca sulu dışkı yapmak demektir. İshal genellikle aniden başlar ve dışkı sayısında artma ( günde 3 kezden fazla ) ile kendini gösterir. Çocukluk çağında en sık 0-5 yaş döneminde ishal görülür.

Kusma ve ishal Akut Gastroenterit adı verilen aynı hastalığın bulgularıdır. İshali olan çocukların hemen hepsinde kusma da olur ve bazen Akut Gastroenterit’in tek bulgusu olabilir.

Çocukluk çağında ishal yaz aylarında daha sık görülür ve genellikle mide ve barsakları etkileyen enfeksiyöz ajanlar (mikroplar) ile meydana gelir. İshal vakalarının çoğundan virus adını verdiğimiz mikroplar sorumludur. Viruslara bağlı ishal ani başlar, ishalle birlikte kramp şeklinde karın ağrısı, iştahsızlık kusma ve hafif ateş görülür. Bu tür ishaller 3-6 gün içinde kendiliğinden düzelirler ve ishal süresince çocuklar kendilerini kötü hissederler.

Genel olarak şiddetli ishali olan, kanlı ishal yapan ve yüksek ateşi olan çocukların ishalleri daha önemlidir. Bu gibi ishaller E. Coli, Salmonella, Şigella gibi antibiotik tedavisi gerektiren ishallerdir ve bu durumda hasta en kısa zamanda bir çocuk hekimi tarafından görülmesi gereklidir. 6 aydan küçük çocuklarda görülen her türlü ishal önemlidir ve bu çocuk en kısa sürede hekim tarafından görülmelidir.

İshalli çocuklar dışkı yoluyla su ve elektrolit kaybederler. Eğer ağızdan verilen sıvılarla çocuğun kayıpları karşılanamazsa ‘çocuğun vucudundaki sıvı boşalır. Bu duruma dehidratasyon adı verilir. İshaldeki en büyük tehlike sıvı kaybıdır. İshal olan çocuğun gözleri ve bıngıldağı çöker, dudakları ve ağzı kurur, daha seyrek ve koyu idrar yapmaya başlar, ağlarken gözyaşı akmaz ve uykuya eğilimi olmaya başlarsa önemli derecede sıvı açığı var demektir. Bu durumdaki çocukların acilen hekime götürülmesi gerekir. Bunların dışında dışkısında kan olan, sık kusan, karın ağrısı ve yüksek ateşi olan çocukların da kısa sürede hekime götürülmeleri gerekir.

Tedavi

İshal tedavisinde üç önemli ilke vardır: Birincisi , ishalle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin mümkünse ağız yoluyla geri konması, ikincisi, beslenmenin sürdürülmesi, üçüncüsü ise zamanında hekime götürülmesidir. Çocuklarda görülen ishal vakalarının büyük çoğunluğu hafif – orta derecede ishal vakalarıdır ve bu çocuklar evde tedavi edilebilir. Hafif ishal vakalarında ishale rağmen çocuk iyi görünür, inatçı kusma ve ateş yoktur. Bu durumda daha sık normal su verilmesi, anne sütü veya mamaya devam edilmesi ve çocuğun susuzluk bulguları bakımından izlenmesi yeterlidir. Orta derecedeki ishal vakalarında çocuklar huzursuzdur ve çok susarlar. Bu durumdaki 6 aylıktan büyükse evde ishal paketleri kullanılarak tedavi edilebilirler. Daha önce bahsedilen susuzluk belirtileri olan çocukların ise doktora götürülmesi gerekir.

Çocukluk çağında görülen ishal vakalarının büyük çoğunluğu viruslara bağlıdır ve 3-6 gün içinde kendiliğinden düzelir. Antibiyotikler virusları öldürmediğinden ishal vakalarının çoğunda antibiotik kullanmaya ihtiyaç yotur. İçinde kan ve mukus olan, yüksek ateş ve şiddetli karın ağrısı ile giden ishal vakalarında antibiyotik gerekebilir. Doktora danışmadan antibiyotik kullanılmamalıdır.

Genel olarak ishalli çocuklara herhangi bir ishal kesici ilacın verilmesine gerek yoktur. Bu ilaçların ishalin kesilmesine katkısı olmadığı gibi, bazen ciddi zararlara yol açmaktadır. Benzer gerekçelerle kusma önleyici ilaçlar da kullanılmamalıdır.

Evde Sıvı Tedavisi

Son 20 yılda ishal tedavisindeki en önemli ilerleme şeker ve tuz içeren sıvılar ile evde ishal tedavisinin mümkün olmasıdır. Bunun için eczanelerden ve sağlık ocaklarından “ishal için şeker – tuz paketi “ alınmalıdır. Bu paketlerden bir tanesi 1 litre temiz suya eklenmeli ve karıştırılmalıdır. Bu şekilde ishalle kaybedilen sıvıları yerine koymak için uygun bir sıvı elde edilmiş olur. Genel olarak sıvı kaybı olmayan ishalli çocuklara her dışkı başına 10 ml /kg bu sıvıdan verilebilir. Hafif derecede sıvı kaybı varsa 50 ml / kg sıvı 4 saatte verilir. Gözlerde çöküklük, ağız kuruluğu olan orta derecede sıvı kaybı olan çocukların tedavi planının bir sağlık merkezinde yapılması daha uygundur.

Evde ishal tedasi için sıvı hazırlanırken hazır paketlerin kullanılmasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde hazırlanan sıvıları çocukların bazısı sevmeyebilir. Bununla birlikte sıvı kaybı olan çocukların tatsız olmasına rağmen ishal sıvılarını içtiği gözlenmiştir. Sık kusan çocuklara her 1-2 dakikada 1 çay kaşığı (5 ml. ) olacak şekilde sıvı verilebilir. Genellikle sıvı ve elektrolit ihtiyacı karşılanan çocukların kusması bir süre sonra düzelir.

Diyet

Daha önce belirtildiği gibi ishal tedavisinde en önemli ilke beslenmenin sürdürülmesidir. İdeali çocuk ishal olmadan önceki beslenme düzeninin sürdürülmesidir. Bu nedenle anne sütü alanlar anne sütüne, inek sütü veya mama alanların bu besinler verilmeye devam edilmelidir. Bununla birlikte ishal sırasında verilebilecek en uygun besinler pirinç, patetes, ekmek, yağsız et, yoğurt, sebze ve meyvalardır. Yağlı besinler, çay, meyve suyu, kola gibi çok şeker içeren içeceklerden sakınılmalıdır. Eski inanışın tersine ishal sırasında çocukları aç bırakmak yanlış ve zararlı bir uygulama olduğu unutulmamalıdır.

Bronşial Astma

Bronşial astma, çocukluk çağında görülen kronik hastalıklar arasında ilk sırayı alır. Astma   semptomları,  tanı koydurucu kriterleri ve doğal gidişi bilindiği takdirde erken tanı konabilir, astma akut atakları önlenebilir ve hastalığın şiddeti azaltılabilir. Ayrıca çocukların okul, spor, oyun gibi günlük aktivitelerini düzenli sürdürebilmeleri sağlanabilir. Tüm bu hedeflere ulaşabilmek için erken tanı ve ilaç tedavisi yanında hasta ve ailesine astmanın  kontrol altında tutulabilmesine yönelik eğitim verilmelidir.

Çocuklarda astım belirtileri nelerdir?

Çocuklar yakınmalarını belirtemediklerinden tanı daha çok anne ve babanın ifadesine göre konulur. Sürekli veya ataklar halinde gelen öksürük, astım için ipucu olmalıdır. Bunun dışında tekrarlayan hırıltı ve nefes darlığı astımı düşündürmelidir. Astmalı çocukların %50-80’ninde beş yaşından önce astma semptomları ortaya çıkar. Semptomlaraşağıda sıralanmıştır.

  • Öksürük:

Astım öksürüğü kuru, inatçı ve tekrarlayıcıdır. Nöbetler halinde gelir, sıklıkla gece ve sabaha karşı başlayıp çocuğu uykudan uyandırabilir.

  •  Hırıltı:

Astımın en önemli bulgularından biridir. Özellikle nefes verirken göğüsten ıslık sesine benzer bir ses duyulur. Ancak her hırıltı astım değildir. Özellikle yaşamın ilk iki yılında bebeklerde solunum yolu infeksiyonları sıktır ve hırıltılı bir seyir gösterir. Bu nedenlerle, özellikle tekrarlayan hırıltılarda astım akla getirilmelidir.

  •  Nefes darlığı:

Sık nefes alma ve bebeklerde karnın, çocuklarda göğsün körük gibi inip kalkması ile kendini belli eder.

Ayrıca yorgunluk,  beslenme problemleri, günlük aktivitelerden kaçınmak gibi ek semptomlar da mutlaka sorgulanmalıdır.

Hangi çocuklarda astım gelişme riski fazladır?

Bazı çocuklarda astım görülme riski diğerlerine göre daha fazladır. Birinci dereceden akrabalarında astım veya allerjik nezle olan çocuklarda, bebeklikte besin allerjisi veya egzeması olan çocuklarda ilerde astım gelişme riski fazladır.

Erişkinlerle  kıyaslandığında astmalı çocuklarda allerjiye , herhangi bir allerjene duyarlılık daha sık görülmektedir.

Çocukta allerjiyi tanıtıcı özellikler nelerdir?

  • Ailede özellikle anne-baba-kardeşlerde allerjik hastalık varlığı
  • Çocukta özellikle egzema ve allerjik göz ve burun nezlesi gibi diğer allerjik hastalıkların bulunması
  • Deri testleri veya bazı kan testleri ile allerjinin saptanmasıdır.

Hangi çocuklarda astma semptomları devam eder?

Okul öncesi dönemde (ilk altı yaşda) viral enfeksiyonlar nedeniyle hşılıtılı atak geçiren çocukların bir kısmında ileri yaşlarda bu ataklar devam etmekte, diğer kısmında ise kaybolmaktadır.

Çocuklarda astma ataklarını tetikleyen faktörler

  • Viral üst solunum yolu infeksiyonları
  • Çevresel iritan ve alerjenlere maruz kalma
  • Sigara
  • Ev tozu akarları
  • Evcil hayvanlar
  • Hamamböceği
  • Ev içi mantarlar
  • Egzersiz
  • İyi tedavi edilmeyen diğer hastalıklar
  • Rinit
  • Sinüzit
  • Gastroözofageal reflü
  • Stress, gülme, ağlama gibi emosyonel değişimler

Astmalı çocukların yaklaşık %70-90’nında deri testleri ile gösterilebilen allerji vardır. Ancak allerjisi olan bazı çocuklar astma geliştirmediği gibi, astması olan her çocukta allerji saptanmayabilir. Küçük çocuklarda hışıltının  en sık sebebi viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Ancak atopi eşliğinde hışıltı olduğu takdirde hasta astma yönünden daha yakından izlenmelidir.

Çocuklarda astım tedavisinin amacı nedir?

Temel amaçlar spor dahil normal yaşantının devam ettirilmesini sağlamak ve astım krizlerini önlemektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için astım erken dönemde tanınmalı ve tedaviye erken dönemde başlanmalıdır. Astım kısa sürede gelip geçen bir hastalık değildir. Bu nedenle hastanın yakınması olmasa da düzenli doktor kontrolü gereklidir.

Astım nasıl tedavi edilir?

Astım tedavisinin üç ana prensibi vardır. Bunlar korunma tedavisi, ilaç tedavisi ve aşı tedavisidir.

Korunma tedavisi nedir?

Korunma tedavisi en basit ve en önemli tedavi şeklidir. İlaç gereksinimini de azaltır. Hastalar solunum yolunu tahriş eden maddelerden ve allerjenlerden sakınmalıdır.

Astım ilaçları nelerdir?

Astım ilaçları temel olarak iki gruptur: rahatlatıcı ilaçlar ve koruyucu ilaçlar. Rahatlatıcı ilaçlar sürekli kullanılmaz, öksürük hırıltı, nefes darlığı başlayınca verilir. Örneğin salbutamol, terbutalin, ipratropium vb bu gruptandır. Koruyucu ilaçlar ise astımın uzun süreli tedavisinde ve mutlaka düzenli olarak kullanılmalıdır. Bunlar arasında kortizonlu spreyler, montelukast, kromolin vb sayılabilir.

Zehirlenmeler

Aile bireylerinin çok dikkat etmesi gereken konulardan biridir. Çocuklar elektrik prizlerinden, kablolardan, kolaylıkla ulaşılabilir yerlerdeki ilaçlar, deterjanlar, boyalar, çamaşır suları, gibi maddelerden uzak tutulmalıdır. Oyuncaklardaki yutulabilir boyuttaki parçacıklar, kaynayan çaydanlıklar çocuklar için tehlike kaynağıdır.

Bazı ilaçların alımından sonra kusturma etkin olurken, yemek borusunda yanıklara neden olan deterjan, çamaşır suyu gibi maddelerin alımında kusturma son derece zararlıdır.

Yine gaz yağı içen çocuklar kusturulduklarında akciğere kaçma tehlikesi olduğundan, kusturulmamalıdır.

Zehirlenmenin tipine bağlı olarak tedavi yöntemi farklı olacağından, en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır. En doğru hareket, çevrede çocuklara zarar verebilecek maddeleri bulundurmamak ve çocukları gözetimden uzak tutmamalıdır.

Paylaşım
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.