Harp Mecmuası Sayı-3

0

 

Yaşları yirmi ile yirmi beş arasında altı arkadaş idiler. Vatanın, kendi hayatını idâme için evladının hayatını sancak altına, silah başına davet ettiği tehlike gününde, müdâvim bulundukları mektepleri terk ederek, zâbit namzedi olmada bitâb etmişlerdi. Yakacık’ta Maltepe’de, Erenköy’de mukannen olan tâlim ve tedris devrelerini muvaffakiyetle itmâm ettiler ve Çanakkale’ye gittiler. İstanbul’u istibdat-i cihan-âzârına râm etmek isteyen hodperest İngiltere her vâsıta-ı kahr ve tahribi bu payitahtın kapılarına havale etmişti. Günün birinde Çimentepe önüne yirmi İngiliz zırhlısı geldi ve dakikada bin üç yüz altmış mermi serpen iki yüz kırk topunu, saatlerce bu mevziye tevcih etti. Güneş, âfâk-ı mahkü me sin den hiçbir dakika eksilmeyen İngiltere, mağrur ve anûd gayzına bu küçük tepeyi hedef etmiş, tâ ufuktan başlayarak sahile ve karaya kadar imtidât eden bir daireden mütevâliyen ateş ve ölüm yadırgıyordu.
Hücuma, müdafaaya, tahaffuza imkansızlıklarda teslît eden bu şiddeti bî-emân önünde Türk’ün azm-i rezmiyle insanın hıfz-ı hayat-ı hissi birkaç dakika mücadele eder gibi oldu. Tepeye doğru hatve-be-hatve ilerlemekte olan düşman, her ne suretle olursa olsun, eski mevzilerine atmak lazım idi ve bir an tereddüt Türk’ün bu tarihi payitaht, bu arş-ı İslâm’ı devirebilirdi. Mıntıkanın kuman’danı en tehlikeli noktada bulunan bir alayın siperlerine doğru ilerledi. Ve hem rica, hem emreden bir sesle:
– Bu alayı yerinden oynatıp düşmanın üstüne atacak zabit’leriniz yok mu? diye bağırdı.
Vatanın kendi hayatını idâme için evladının hayatını sancak altına, silah başına davet ettiği tehlike gününde zabit namzedi olmaya şitâb etmiş olan o altı genç, vicdanlarından sudûr eden bir irâde-i mukaddese ile artık şehit nam zedi olmaya terfi-i nefs ediyorlardı. Bir akşam evvel yazıp bestelemiş oldukları şarkıya…
“Bu toprağı Türk’ün kanı yoğurdu. Annem beni bugün için doğurdu!…” itaati em re diyor. Türk ırkının, Osmanlı vatanının,


Muhammed ümmetinin bu altı güzide şehidi ile onların
Ölen ve kalan arkadaşları, gözlerimizin önünde bir târîh-i esâtir… Bir tarih-i mevsûk-i esâtir yaşattılar. Ve bunlar
münferit fedakarlar değildirler; maceraları da münferid vakalardan olmadığı gibi!…Ölüme karşı vakur bir cephe mağrur bir sine ile şarkılar okuyarak ilerleyen bu hafîdlerinin dâsıtan-ı hamâseti, altı yüz sene evvel Süleyman Paşa ile birlikte o illere ilk defa ayak basmış olan Türk dilâverlerinin ervâh-ı mübâhâtına neler ilham ve ihdâ
etti, bilmem. Fakat dünya ile âhiret arasında eğer bir şarkısını bir ağızdan başlayarak siperlerden dışarı fırladılar. Bu işaret o askerin zaten müheyya-yı teheyyüc olan hamaset-i fıtriyesini cûş u hurûş ettirmeye kifayet etmişti. Hepsi ânî ve müttehid  bir savletle ileri atıldılar ve o altı gencin mübarek naaşları üstünden -evet, altısı da şehit olmuştu düşmana ettikleri hücum ile İngilizler yedin’deki mevzileri istirdad ettiler.Muallim Sirâcettin Bey’in şuhûd-ı maceradan bizzat istima ile hayran ve giryan naklettiği bu menkıbe-i celâdet önünde idrâkim, muhakemem, hissim, hayalim, dûçar-ı ihtizâz olduğu dakikadan beri hiçbir şeyi imkansız göremiyor, hiçbir iddiayı red ve tekzip ede miyorum. İnsaniyet-i kâtile zekasıyla binlerce sene veya asır zarfında icat ve ikmal bir rabıta-i tahassüs varsa, o toprakların altndaki gulgule-i tahsîn ve âferin üstündeki velvele-i gayz ve nefrîne elbette ve elbette galebe çalmıştır.
Ey vatandaş, ey kardeş!… Çimentepe’yi unutma.!.. Çimentepe’ye müddet-i ömründe birkaç hacc-ı takdîs ve hacc-ı Şükran borcun olsun… Çimentepe’nin samt-i masumu o şüheda-yı masûmenin ölürken okudukları şarkıyı kulaklarında ve vicdanında daima tekrar edecektir. Ben bile bu satırları yazarken,
– Pâyitaht’ımız emin olsun, biz Çimentepe’nin sermedî bekçileriyiz!… diyen sesleri işitiyorum (Sayı: 3, s. 34-35

Harp Mecmuası Dergisinin Diğer Sayılarına Buradan Ulaşabilirsiniz…

Harp Mecmuası Sayı 1

 

Harp Mecmuası Sayı-2

Paylaş:

Leave A Reply

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.