ORUÇLUYKEN sUSATAN YİYECEKLER NELERDİR ?

0

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, iftar ile sahur arasında 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini belirterek, ” tatlı, bal, reçel gibi yüksek glisemik indeksli karbonhidratlar yenmemelidir. Susamaya neden olurlar. Bunun yerine doğal ev yoğurdu yenmeli, şekersiz hoşaf içilmeli” diyor.

Geliştirdiği ‘Karatay Diyeti’ ile tanınan İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, iftar ile sahur arasında 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini belirterek, “Hem sahurda hem de iftarda doğal, sulu ev yoğurdu tüketilmesi de susuzluğumuzu gidermeye yardımcı olur. Su ve mineral kaybının en önemli nedenlerinden biri rafine olmuş unlar, şekerli yiyecekler ve de içeceklerdir. Özellikle şekerli tatlılar ve gazlı şekerli içeceklerden uzak durmamız gerekmektedir” dedi.

Karatay, sıcak ve uzun günlerde oruç tutarken su tüketiminin artırılmasının önem taşıdığını söyledi.

Yemekten önce veya sonra ve öğün aralarında su içilmesi gerektiğini vurgulayan Karatay, şeker eklenmeden hazırlanan hoşaf ve şekersiz çay tüketiminin önemine işaret etti.

Karatay, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“İftar ve sahur arasındaki zaman diliminde 2-2,5 litre su içmeye özen gösterilmelidir. Hem sahurda hem de iftarda doğal, sulu ev yoğurdu tüketilmesi de susuzluğumuzu gidermeye yardımcı olur. Su ve mineral kaybının en önemli nedenlerinden biri rafine olmuş unlar, şekerli yiyecekler ve de içeceklerdir. Özellikle şekerli tatlılar ve gazlı şekerli içeceklerden uzak durmamız gerekmektedir.”

“Yoğurda çiğ kuru yemiş ekleyin”

Gerek iftarda gerekse sahurda doğal yöntemlerle hazırlanmış 20-30 zeytin tüketmenin vücuda uzun süre yeterli minerali ve tuzu sağlayacağını aktaran Karatay, “Yoğurt hazım sistemini de harekete geçirerek kabızlık sorununu önleyebilir. Ev yoğurduna bol ceviz, fındık, fıstık, badem gibi çiğ kuru yemişler eklenince gerekli doğal vitamin ve mineraller vücudumuza girecektir” diye konuştu.

Karatay, kristal kaya tuzuyla evde hazırlanan ayranın da faydalı bir içecek olduğunu anlatarak, günlük mineral alımının önemine dikkati çekti.

Bu nedenle yemek hazırlarken kristal kaya tuzu kullanılması gerektiğini dile getiren Karatay, “Tuz mağaralarından elde edilmiş doğal kaya tuzunda 84 türlü mineral bulunduğu için halsizlik sorununun önüne geçilebilecektir. Daha sağlıklı olmak için değil, daha şuurlu olmak için belirli bir miktarda suyu içmeniz veya tuzu yemeniz söz konusu. Çünkü şuurlu olursanız, otomatik olarak daha sağlıklı olursunuz” değerlendirmesinde bulundu.

“Sahura kalkmadan oruç tutmak sakıncalı”

Karatay, sahura kalkmadan aç kalarak oruç tutmanın sakıncalı olduğunu ifade ederek, “Kişiler kilo verseler bile bu doğru değildir ve son derece sakıncalıdır. Aç kalarak kilo verilmiş olsa bile daha sonra fazlasıyla geri alınmaktadır” dedi.

Bu durumun, karaciğer ve pankreası yorup yağlandırdığı için sağlığa zararı bulunduğunu belirten Karatay, bilimsel çalışmaların, ileri yaşlarda ortaya çıkan dejeneratif kronik hastalıkların tümünün karaciğer ve pankreasın yağlanması sonucu normal çalışamamaları nedeniyle ortaya çıktığını gösterdiğini kaydetti.

Karatay, karaciğer yağlanmasının önemli belirtisinin göbek çevresinin büyümesi olduğunu, bu sebeple hem iftarda hem de sahurda sağlıklı beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

“Salatalara, taze turp eklenmesi susuzluğumuzu alır”

Sahurun kahvaltı gibi olduğunu anlatan Karatay, şöyle devam etti:

“Kahvaltı 24 saat içinde en önemli öğündür. Son derece kuvvetli, sağlıklı doyurucu olmalıdır. Kuvvetli ve sağlıklı bir kahvaltı tüketmekle bütün gününüzü dinç ve güçlü olarak geçirebilirsiniz. Mutlaka sağlıklı ve güçlü protein, sağlıklı yağ ve karbonhidratlar doyuncaya kadar yenmelidir. Sağlıklı protein olarak, ev yapımı soğuk söğüş et, nuar gibi, yumurta, peynir ve yoğurt yenebilir. Sağlıklı karbonhidrat olarak da fındık, fıstık, ceviz, badem ve kuru meyveler tercih edilebilir. Sağlıklı yağlar ise ev yapımı ya da köy tereyağı ve zeytinyağıdır.”

Karatay, sahurda tereyağında pişirilmiş iki yumurta, bir avuç içi kadar beyaz peynir, bir çay bardağı kadar ceviz içi, 10-15 zeytin ya da bir avuç içi kadar ramazan pidesinin içine tereyağı, peynir, domates, salatalık eklenerek yenilebileceğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yanında bol süt, şekersiz çay, ayran içilebilir. Bir Türk kahvesi fincanı taze sıkılmış meyve suyu karbonhidrat ve günlük C vitamini kaynağı olarak yeterli olacaktır. Fazlasına gerek yoktur. Ayrıca tatlı, bal, reçel gibi yüksek glisemik indeksli karbonhidratlar yenmemelidir. Susamaya neden olurlar. İftar da ince bir sulu çorbayla açılabilir. Sulu etli tencere yemekleriyle devam edilebilir. Yemeklerin bol köy tereyağıyla pişirilmesi gün boyu yeterli enerjiyi de sağlayacak, ayrıca her türlü tencere yemeğimize unutulmaz lezzet katacaktır. Az miktarda yesek dahi, midemiz yüklenmemiş olacak ve uzun bir süre boş kalan midemiz şişerek bizi rahatsız etmeyecektir. Ancak pilav, makarna hatta börek gibi aşırı hamur işi tüketmekle midemizi yüklersek hemen ağırlık hissi başlayacak, yani şekerimiz aniden yükselip aniden düşecek ve bizi rahatsız edecektir. Ayrıca, cacık, bol sızma zeytinyağı, kristal kaya tuzu ve naneyle hazırlanabilir veya bir kase yoğurt, yemeğin yanında nane eklenerek tüketilebilir. Salatalara, taze turp eklenmesi de susuzluğumuzu alır.”

“Yemekler düşük ısıda, ağır ağır pişirilmelidir”

Karatay, iftardan sonra yaşanacak ağırlaşmanın yürümekle önlenebileceğini vurgulayarak, geleneksel ramazan eğlenceleri ile teravi namazının da oruç açıldıktan sonra hareketlenmeyi sağlayacağını, ayrıca iftardan 3-4 saat sonra güllaç ya da sulu şekersiz hoşaf tüketilebileceğini aktardı.

Yemeklerin pişirilme teknikleri hakkında da bilgi veren Karatay, şunları kaydetti:

“Yemekler, sadece ramazanda değil, her zaman düşük ısıda, ağır ağır pişirilmelidir. Malzemeler çiğden hep birlikte tencere veya tepsiye konup, ocakta ya da fırında pişirilmeli, yağda soğan veya biber öldürme gibi yöntemler uygulanmamalıdır. Özellikle güveç yaparken önce tencerede kavurma, sonra fırında pişirme gibi iki farklı pişirme şeklinin bir arada olmaması gerekiyor. Ya tencere (mümkünse basınçlı tencere) ya da fırın tercih edilmelidir. Pişirme süresi çok fazla uzayıp, ısıya maruz kalma şekli değişip ısı derecesi arttıkça ‘lezzet katayım derken’ yemekteki faydalı vitamin ve mineraller ölüyor, yemeğin glisemik indeksi yükselebiliyor. Ayrıca kızgın yağda kızartma yapılmamalıdır. Balık ya da etler, sos veya una bulandırılarak yağda kızartılmamalıdır. Eğer illa kızartma yapmak isteniyorsa kısık ateşte, az zeytinyağı veya tereyağıyla sade pişirme yapılabilir. Izgara yapılabilir. Ancak yiyecekler yakılmadan ve yüksek ateşe, kömür ve odun alevine, dumanına maruz kalmadan pişirilmelidir. Buğulama da en sağlıklı pişirme yöntemlerinden biridir.”

Paylaş:

Leave A Reply

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.