Ana Sayfa Blog Sayfa 1440

Özür Mesajları (Yeni 2018)

Barışma Garantili Anlamlı Özür Dileme mesajları Sözleri ,sevgiliye en anlamlı özür mesajları

ozur-dileme-sozleri-300x241

♥ Özür bir borc gibidir; fakat en zor hali.

♥ Hani bekleyecektin bir ömür boyu Hani olmayacaktın başkalarının Sen yalancı çıktın vefasız çıktın.

♥ Özür dilerim ama beni affet diye değil seni sevdiğim için ve seni unutamadığım için özür dilerim AŞKIM

♥ Kalbi kırmaya tek bir söz yeter, ama kırılan kalbi tamir etmeye ne bir özür nede bir ömür yeter:) 🙂

♥ Yapabiliyosan,özür dilemeyide bileceksinn.

♥ Seni üzdüğüm için çok özür dilerimm beni affet.

♥ Ne varsa aradığım bilki sende bulmuşum. senden öncesi yoktu,seninle var olmuşum. sende bütün umutlar, sende bütün duygular. beni sende arama, ben artık senin olmuşum.

♥ Sensiz kaldığım için özür dilerim (fatih)

sevgiliye özür mesajları tumblr
sevgilinin gönlünü alıcak özür mesajları

♥ Özür dilemek hiç birşeyi değiştirmez önemli olan hatasını anlayıp bedelini ödemek gibi bişeydir.

♥ Özür okadar basit bişeydirki özür dilerim dilemesinede ama içim deki kalbin saadece sana olan aşkı için dir ama bana kalırsa sen benimsin’dir. (salih)

♥ Yaptığım her yanlış için, seni üzdüğümiçin, sana iyi bir kardeş,arkadaş, dost olamadığım için çok üzgünüm.

♥ Özür dilerim seni aramadığım için. Özür dilerim sensiz gitmek zorunda kaldığım için… Özür dilerim seni orda beklettiğim için… Yaptığım her yanlış için özür dilerim. 

  ♥ Merhaba, öncelikle sizden özür dilemek istiyorum. Çünkü; bugün olanlar hiç kimsenin kolayca kabul edemeyeceği şeylerdi. Ancak size karşı duygularım çok yoğun ve sizinle sıkça görüşmek isteğindeyim… Eğer özürlerimi kabul eder ve bana bir şans daha verirseniz, lütfen olumlu bir mesaj gönderin! 

  ♥ Benim için çok anlamlısın öyle ki senin bendeki yerin bu satırları yazmama sebep oluyor. Kabul edilemeyecek bir şeydi belki yaptığım ama sen de biliyorsun ki her insan hata yapar ve senden bir kereliğine olsun beni affetmeni diliyorum. Kalbindeki yerimi yitirdiysem, beni affetmeni bekleyemem. Ama tekrar düşünmen için kendine fırsat vermeni istiyorum. Yine eski günlerdeki gibi olalım sevgilim. Seni çok seviyorum. 

  ♥ Bilirsin bir karıncayı bile incitmem… Seni de incitmek istemedim, inan ki istemeden oldu. Çoooook ama çoooook özür diliyorum senden… 

  ♥ Günlerdir özrümü kabul etmen için mesaj yolluyorum… Lütfen, lütfen artık olumlu bir yanıt ver de içimdeki sıkıntıyı hafiflet! Tekrar yazıyorum.. Özür dilerim tüm olanlar için? Gerçekten çok üzgünüm? 

 

kız sevgiliye özür mesajları
sevgiliye resimli özür mesajları indir

♥ Senden özür dilemek için bana bir fırsat daha vermeni istesem ne dersin? Bu mesajla birlikte buluşmak ve konuşmak isteğimi dile getirsem, bana görüşme şansı verir misin? Umarım cevabın olumlu olur da beni çok mutlu edersin… Birtaneciğim seni çok seviyorum?

♥ Sağa dönüyorum olmuyor? Sola dönüyorum olmuyor… Yok nafile uyku tutmuyor… Çünkü aklım sende ve bugünkü kavgamızda… Bana kırgın olma istiyorum sevdiğim… Bu nedenle tüm kalbimle özür diliyorum! Bak uyku tutmuyor, haydi barışalım da güzel rüyalar görelim? Seni seviyorum!

♥ Mesajım yüreğimin en derin köşesinden geliyor? Bu nedenle şaka mı yapıyor diye düşünme sevdiğim? Kırgınlıklar kalksın istiyorum biriciğim. Özürlerimi kabul et!

  ♥ Özür dilemenin bir asillik olduğunu düşünüyor ve bugün buluşmaya gelmediğim için özür diliyorum senden. İnan bana elimde olmayan nedenlerden dolayı gelemedim?

♥ Yaptığım hatadan dolayı özür diler, bundan sonra böyle bir hatanın tekrar etmeyeceğine bildirerek, özürlerimin kabul edilmesini temenni ederim. Saygılarımla?

♥ Bu mesaj sana ne mi söylüyor? Dinle: ?Kırdım seni ama inan çok üzgünüm… Bugün için özür dilerim. İstediğim tek şey beni affetmen ve yine eskisi gibi olmamız.?

  ♥ Beyaz bir güvercin yolluyorum sana bu mesajla birlikte. Bu bir barış mesajı. Tüm kırgınlıkları yok etsin ve sen özürlerimi kabul et diye…

♥ Sağa dönüyorum olmuyor? Sola dönüyorum olmuyor? Yok nafile uyku tutmuyor çünkü aklım sende ve bugünkü kavgamızda… Tüm kalbimle özür diliyorum. Seni seviyorum?

DİĞER ÖZÜR MESAJLARI

Anlamlı Özür Mesajları -Sevgiliye Etkili Özür Mesajları
Whatsapp Özür Mesajları
Sevgiliye Özür Mesajları
Özür Mesajları -Sevgiliye Özür Mesajları
Sevgiliye Anlamlı Özür Mesajları
Özür Mesajları (Yeni 2018)

En yeni aşk Sözleri Arıyorsan Burada

Aşk sözleri 

En güzel aşk sözleri, resimli aşk sözleri, özel aşk sözleri, etkileyici aşk sözleri, güzel aşk sözleri, facebook aşk sözleri

Kipriklerinin sayısını bilirdim ben, gözlerine nasıl baktığımı sen düşün

Sen bulut olsan ben yağan yağrumun olurum sen karadağ olsan ben üstündeki kar olurum.



Bıraktığın gibi hala ellerim, öyle soğuk, öyle kimsesiz.. Nasıl olur deme!



Kim o deme boşuna benim ben, öyle bir ben ki kapına gelen, baştan başa sen..



Seni Her Gördüğüm De Bir Gülümseme Geliyor Birden.

Dokunamadigin birini özlüyorsan kalbine dokunmuştur çoktan.


Seni Seviyorum. Neden bitişik yazdın ? + Seni sevmeye hiç ara vermedim ki.



Bir gün hüzünlenirsen beni ara seni güldüremem ama seninle aglarım bir gün ölmek istersen beni ara seni vaz geçiremem ama seninle ölmeye varım bunu asla UNUTMA AŞKIM.



Mevlanaya sormuşlar sevgi nasıl olmalı dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı demiş.



Gecelerim gündüz olmaz rüyalarım gerçek olmaz dünya bana küsmüş sensiz olmaz.

Sen hiç gözün yaşarmasın diye derin nefes almaya çalışıp gökyüzüne doğru baktın mı?

Aşk bittikten sonra arkadaş kalalım diyenler! Güle başka isim versen değişik kokacak mı?


Aşkı BANA hediye EDENİ deil beni AŞKA hediye EDENİ severim.

İLGİLİ YAZILAR

Bu yazıyı okuyanlar, aynı zamanda aşağıdaki konuları da okudu.

İLGİLİ YAZILAR

Bu yazıyı okuyanlar, aynı zamanda aşağıdaki konuları da okudu.

 Etkileyici aşk sözleri

 Resimli Aşk sözleri

 En güzel aşk sözleri

 2017 Aşk Sözleri

Anlamlı Aşk Sözleri

Komik Aşk sözleri

En Güzel Aşk Sözleri 2018

Karşılıksız Aşk Sözleri

Resimli Aşk Sözleri Facebook

Mevlana Aşk Sözleri
Cemal Süreyya AŞK sözler
Aşk Sözleri kısa, uzun,ROMANTİK
En Damar Aşk Sözleri
Yeni Aşk Sözleri

En Etkileyici Harika Sözler (2014)

aşk-sözleri-2013

Eğer doğru davranırsan bir gün beynime girmene izin verebilirim!!!

Ellerinle Vururken Darbelleri Sırtıma, Vere Bildiğim Tek Karşıllık ? BAKIŞIMDIR SANA..!

İstemem kadında boyayı süsü, Gönlüme taht kuracaksa kafidir baş örtüsü

Gittiğin Yerde Boşluk Dolduran Değil, Gittiğin Zaman Boşluğu Doldurulamayan Ol,,

Kalbinin kapıları açık mı hala şuanda? biliorum hiç olmadık zamanda geldim ama tanrı misafiriyim…

Uğruna ölmekse eğer seni yaşatmak, bin defa ölürüm de adına leke sürdürmem. Gururdur, namustur SENİ SEVMEK

Denizimde yüzmek istiyorsan dalgalarıma katlanacaksın…!

Tum dunya icin sadece bir kisi olabilirsin. Fakat bazilari icin sen bir DUNYASIN..

Alacaksan al canımı ses etmem;Ben seversem kolay kolay pes etmem…

Bana göre güzellik bir silahtır: Kullanmayı bilmeyene emanet edilmemeli, yoksa rast gele ateş açıp vuruyor mahsum yürekleri. 

Sahiller dalgayı nasıl beklerse, Gökyüzü mehtabi nasıl özlerse, Kuru topraklar suya nasıl hasretse, Sende benim hasretimsin.

Ağlasam çizgi çizgi, Gözyaşlarım sana değilmiş gibi, beklesem, Zamansız, dünsüz, yarınsız gelmeyişini, silinmiyor hüzünlerim, Seni seviyorum.

Az şey bilirsek bir şeyin doğru olduğuna emin olabiliriz, bilgi artınca şüphede artar. -Goethe

İnsanlar hep birilerinin peşinden koşarlar, ama dönüp de kendi peşlerinden koşanlara hiç bakmazlar.

Güzel gözlerinde yaşarım yaşanmamış hayatı, her bana bakışında anlarım gerçek olan aşkını, o gözlerine kurban olurum veririm bu hayatımı, benden başkasını görmesin o gözler sürdürmem bu hayati.

Bulutlara yükledim özlemimi, rüzgarlarla yolladım sevgimi, Yağmurları yağdırdım gözyaşlarımla, Küçücük melekler gönderdim, Seni öpmeye gelmediler mi?

Sen kurumuş yaprak olsan Çıkmaz tozlu sokak olsan Olsen kuru toprak olsan Yine seni seveceğim

Aşkın denizi çağlıyor kalbimde, okyanusların derinliklerindeki gizem gibi gözlerin bayılıyorum her hareketine, benim içimde bir dünyasın sen yaşıyorum bundan kimene, sadece sen varsın benim hayatımda bağlanmışım sana bir kere!!! 

İsYaN İsYaN ADANADA HeRGün İsYaN BoŞuNa DemiyorlaR Rapin The İsyan.

AĞLAMAYI BİLMEYEN GÖZLER SEVMEYİ BİLMEZ AĞLAMAYI BİLMİYORSAN SEVMEK SENİN NEYİNE.

Bir soluk kadar yakın yıldız kadar uzak derler sevgi için. Uzanırsın yetişemezsin yetişirsin dokunamazsın dokunursun vazgeçemezsin vazgeçersin ama unutamazsın!!

Gözlerini gördüğümde anladım hayatın değerini, aslında benim için tek değer sendin bunu seni görünce öğrendim.

Kul olmuş ateş yanar mı? Buz tutmuş şu akar mı? Bu gözler seni sevdi başkasına bakar mı.

İsYaN İsYaN ADANADA HeRGün İsYaN BoŞuNa DemiyorlaR Rapin The İsyan.

Akıllılar, zayıf taraflarını bildiklerinden yanılmayacaklarını ileri sürmezler. *Thomas Jefferson*

Bir pınarşin içilen ama hiç kanılmayan, Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, Özlenen şen, özleten şen. Varken doyulmayan, yokluğuna dayanılmayan. 

 

Anlamlı Sözler 2017

0

En Anlamlı Sözler Mesajlar, anlamlı kısa sözler 

Sizi üzenlere hala selam veriyorsanız, bu vicdanınızın sadakasıdır.

Mevlana

Unutma, yokuş aşağı inmek kolaydır ama manzara tepeden seyredilir.

Dost sanma her zaman yüzüne güleni, gül de güzel kokar fakat sonra batar dikeni.

Küçük şeylerde seni mutlu etmeli ama sen daha iyisi için çalışmalısın.

Bir kadın size soru soruyorsa doğruyu söyleyin çünkü muhtemelen cevabı biliyordur.

Birini seviyorsanız, onu Allah’tan isteyin. Kalpler Allah’ın elindedir. Mevlana

Sevilen kadın bütün kadınların en güzeli değil midir.

Balzac

Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır.

Ben ağlarken yanımda yoksan, ben gülerken gölge yapma.

Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur.

Erasmus

Hayatınız kötü bir yola girmişse, unutmayın; direksiyondaki sizsiniz.

Herkes bir yaşam seçer ve seçtiği yaşamın bedelini öder.

Ne için gittiğini bilmiyorsan, nereye gittiğinin hiç bir önemi yoktur.

Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir.

Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına; sırılsıklam yalnızım aslında.

Aşk bazen; asla sahip olamayacağın birini sevmektir.

Boris Vian

Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun kalbine ulaşmış demektir.

Hayatı gözyaşlarınla ödüllendireceğine; gülücüklerinle cezalandır.

Hiçbir şey korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir.

Albert Camus

Güneşin sana gelmesini istiyorsan, gölgeden çık!  Konfiçyüs

Birisini unutmak zorundaysanız, bunu sindire sindire yapın. Çünkü aklın zamansız öldürdükleri, yürekte amansız dirilir.” Paul Auster

Mehmed akif sözleri

Aşk bazen yeni çıkan bir filmin fragmanı gibidir. Görebileceğin tüm güzellikler yalnızca tanıtımda verilir. Dylan

Yalnızım. Çünkü herhangi biriyle değil, beklediğime değecek kişiyle devam etmeliyim bu yola.

Can Yücel anlamlı sözler resimli

Anlamlı Resimli mevlana sözleri

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur.Düşmem dersin düşersin,şaşmam dersin şaşarsın.Öldüm der durur, yine de yaşarsınMevlana

Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet. Yapabileceğin denli söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap. Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık tavuktur.

Aldous Huxley

Havalara giren birine hiç dokunmayın. Bırakın ne kadar yükselirse o kadar sert düşecektir. İzleyin ve keyfini çıkarın.

Jim Jarmusch

Bekliyorum… Öyle bi vakitte gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.

Orhan Veli

“Güven ruh gibidir, terkettiği bedene asla geri dönmez.”

Shakespeare

Gidenin arkasından nokta koyun ki,gelecek olanın ismi büyük harfle başlasın.

J. Cristophe

İnsanları yalan söylediklerinde dinlemeyi severim. Çünkü olmak istedikleri ama olamadıkları insanları anlatırlar.

Tolstoy

İnsan fırsatların gelmesini bekler , fırsatlarda insanın gelmesini. Fırsatlar bekler , insan bekler , kazanan hep mazeret olur.

Huzurun ne olduğunu anlatan sözler
Kendine ait küçük bir eve karekterli bir eş dünyanın tüm altın ve İncilerine bedeldir

Siz bana aptal hayaller peşinde koşmayan bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim.

Çehov

Bir erkeğin yumruğundan daha serttir bir kadının son sözü: Çünkü biri dişlerini döker, diğeri düşlerini.

William Butler

Mutluluk ile ilgili anlamlı sözler

Kaplumbağaya dikkat et! Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebilir.

James Bryant Conant

Yaşam, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedidir. – Jean DeLa Bruyère

Aşık olduğun kişi hep başkasına aşıktır. Zaten sen de hiçbir zaman sana aşık kişiye aşık olmazsın… – Murphy Kanunu

Yılların, bana öğrettiği şeylerden biri de bu oldu; Mutluluğu yakalamışsan, sorgulama. – Bukowski

İçine yaşamı doldurmak istediğin an, burnun bütün sorunları süzmeye hazırdır

Aydınlığı cebinde değil de içinde taşıyanlar karanlıkta da yollarını bulur

Birini değiştirmek istiyorsan, bu fikrini değiştirerek önce kendinden başla

Kendi ayıplarını, kusurlarını düşünmekten, başkalarının ayıplarını araştırmayana müjdeler olsun!

Unutma , yokuş aşağı inmek kolaydır ama manzara tepeden seyredilir…

İnsan yaşamı boyunca bir kişiyi sever. Önceki ve sonrakiler ; birer arayış , kaçış ya da aldanıştır.

Temiz elleri olan insanların da kirli düşünceleri vardır.

Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.

Çevrelerine uymak icin kendilerini yontanlar, tükenip giderler
Ölümün bizi nerde bekledigi belli degil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim.

En insani davranış, bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir.
İnsan nazlimırsatların gelmesini bekler , fırsatlarda insanın gelmesini. Fırsatlar bekler , insan bekler , kazanan hep mazeret olur.

Aşk acısı taşımayan yürek ya deliye aittir ya da ölüye..

Şu kalbim hayatta hiç kimseyi böyle sevmedi hiç kimdseye böylesine yenilmedi nee
yapsam ne söleysem dinletemedim kalbime çünkü o kalbim seni sevdi..

Ayna benim en iyi arkadaşımdır… Çünkü ben ağladığımda, o asla gülmez.

Dibini görmediğin suya atlamadığın gibi, Sonunu bilmediğin sevgiye teslim etme kendini.

hiç kimseye güvenme…BEYAZ bir gülün bile , SİYAH gölgesi vardır.

Kendi ayıplarını, kusurlarını düşünmekten, başkalarının ayıplarını araştırmayana müjdeler olsun!

En Anlamlı ve Yeni Harika SÖzler (2014)

0

İnsanlığın büyük ve muhteşem eseri, bir amaçla yaşamayı bilmektir. -Montaigne-



Ay ışığının aydınlattığı bir kumsala küçük bir dal parçasıyla seni seviyorum yazmak isterdim ama sen hırçın bir dalga olup silersin diye yazmaktan korktum.



Bir telefon bekliyorum, sevgilim diye başlayan, seni seviyorum diye biten. Bir telefon bekliyorum, dün gelmesi gereken ve bugün hala gelmeyen.



Bugünü yaşıyorsam eğer, Gelecek günlerin seni getireceğine inandığım içindir.



sen herzaman nerede olursam olayım, ne düşünürsem düşünüyüm her an kalbimdesin, seni ne kadar sevdiğimi kelimeler ile anlatamam, ama şunu bil seni seviyorum.



Bu satten Sonra fırtınalar kopsa benden yaprak oynamaz.



Başkasına kendinden fazla değer verme, ya onu kaybedersin yada kendini mahvedersin



Seni asıl insanların basit sevgileriyle değil, basit insanların asıl sevgileriyle sevdim. Bu güzel aşkımıza nokta koyma, sana kucak dolusu virgül getirdim.

Hakiki arkadaşlık, sıhhatten farksızdır, kıymeti, ancak elden gittikten sonra anlaşılır. *Gölti*



Ne Sana Düşmanım Ne de Seni Sevdiğim? Pişmanım. Sadece SeninLe oLmak Varken SensizLiğe Işyanım.



Eti tadan köpek, artık kuru ekmeğe dönmez. *Ahmet Haşim*



Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamını taşısaydı ve sen bana, seni ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın, inan ki bir tanem her gün yağmur yağardı.



Şimdi daha iyi anlıyorum ki, Nefes almak değilmiş yasamak, Ateşlerde yanmak gibi birşey, Seni severken sensiz olmak.



Ben bilmediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım. -Sokrat-



Senin için ağlarken gözümden düşen yaşlar denize dökülseydi eğer, Karaya vuran dalgalar “seni seviyorum” yazardı.



yollar ayrıldı gitmek yakışır kahpelik moda bak oda sana yakışır.

OImuyorsa oImuyordur, vardir Allah’ın bir biIdiği. İsyan etme sakın, sonra anIarsın senin icin yapıIan iyiIiği.” Hz. Muhammed s.a.v “



Var mı daha ağır yük, hasreti çekmek kadar. Yasama sebebimsin, ekmek kadar şu kadar. Ayrılığın, hasretin her şeyin bir hazzı var. Seni anmak da güzel seni özlemek kadar…



Bazı amaçlar o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olmak bile zafer sayılır.



İnsanlığın büyük ve muhteşem eseri, bir amaçla yaşamayı bilmektir. *Montaigne*



Ben bilmediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım. *Sokrat*



Ağlasam çizgi çizgi, Gözyaşlarım sana değilmiş gibi, beklesem, Zamansız, dünsüz, yarınsız gelmeyişini, silinmiyor hüzünlerim, Seni seviyorum.



İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. *Victor Hugo*



Kalbimdeki aşka, dudaklarımdaki gülüşe, akan gözyaşlarıma, yalnızca sen layıksın… Çünkü benim için çok özelsin aşkım.

Birbirimizi bağışlayabilmeden önce, birbirimizi anlamamız gerekir. -Emma Goldman-



Dün, dünle beraber gitti cancağızım; bugün yeni şeyler söylemek ( yapmak ) lazım. -Mevlana



Acı seni daha güçIü yapar. Korku seni daha cesur. Kırık bir kaIp ise seni daha akıIIı yapar.



Eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı asla sabah olmazdı.



Hayatta iki kör tanıyorum; 1. ‘sı senden başkasını görmeyen ben, 2. ‘sı beni göremeyen şen.



Kalbimde 3 çiçek yetiştirdim. Sevmek, sevilmek ve beklemek, Sen bunlardan ikisini kopardin. Bana sadece biri kaldı beklemek, beklemek, beklemek…



Onun üzüntüsünü paylaşıp. Onun için ağlıyorsanız bu aşktır. O olmadan onu düşünüp ağladığınız olduysa. O da aşktır.



En büyük okyanusta bir su damlası olmak, uçsuz bucaksız sahilde bir kum tanesi olmak ama en önemlisi milyonlarca insanın içinden senin sevgilin olmak.

zaman geçtikçe daha çok bağlanıyorum sana, bir gün bir yerde bir şekilde yollarımızın ayrılacağını bilsemde, nerede olduğunu öğrenmesemde, yaşayacaksın hep içimde.



Uyanınca uyandığına pişman eden, geri dönmek isteyipte dönemeyince çaresizlikten çıldırtan. Hayatta sadece bir kez görülebilen harika bir rüyasın sen.



Demedim mi bu hasret bitirir seni. Ay dolanır gider, yalnız kalırsın. Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın. Demedim mi yüreğim böyle sevme diye!



Tek bildiğim gözlerinde saklı cennetim, senden başkasını kalbime yar bellemedim, bir seni sevdim ve hep seni seveceğim sevgilim.



seni bir goncayken sevdim, şimdi gül oldun, seni bir yağmur damlaşıyken sevdim şimdi gol oldun, ben mi? ben bu çöldeyim şimdi, sende serabim hiç dokunamadığım.



Damdan düşer gibi hayatıma girdin, beni deli divane ettin, suçum neydi ki, beni kendine bu kadar aşık ettin.



Hayatta üç şeyi sevdim. Seni, kalbimi, ümit etmeyi, Seni sevdim, sensin diye. Kalbimi sevdim, seni sevdi diye. Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye.



Bir telefon bekliyorum, sevgilim diye başlayan, seni seviyorum diye biten. Bir telefon bekliyorum, dün gelmesi gereken ve bugün hala gelmeyen. 

İki şeyin sonsuz olduğunu biliyorum; evren ve aptallık. Aslında ilki konusunda çok da emin değilim. Albert Einstein



Ağlayısım terk edip gidişine değil. Ben, sensizken, senden diye sensizliğini de sevmiştim. Sen, seninle, seni de sensizliğini de alıp gittin.



Ben bilmediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım. -Sokrat-



Sen kurumuş yaprak olsan Çıkmaz tozlu sokak olsan Olsen kuru toprak olsan Yine seni seveceğim



Giden de değişir kalan da. O yüzden kaldığı yerden başlamaz hiçbir ilişki. Değiştiği yerden başlar ve değişen hiçbir şey eskisi gibi olmaz! Ekleyen: Ayça



Bekliyorum seni birgün mutlak dönüceksin, geldiğinde bulucam mutluluğu, huzuru ve yeniden hayatı seveceğim, kimse kıramaz seninle olan düşlerimi SEN benim için teksin kimse alamaz yerini.



Zaman gece yarısı ıslak gözlerim camda belki gelir diyorum, hani bir şarkımız var ya onu söylüyorum ve seni ölesiye seviyorum 🙂



Bir sabah uyandığında güneşi göremezsen yanında sakin gözlerini kapatma yıldızları da kaybedersin sonra. 

Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zaruri oldu mu, insan artık ne kadar büyükse, o kadar çok eğilir. -Victor Hugo-



Yalnızlık gecelerin, ümit bekleyenlerin, Hayal çaresizlerin, yağmur sokakların, Tebessüm dudakların, hüzün ellerin, Sen ise sadece benimsin b i r t a n e m !!



Kul olmuş ateş yanar mı? Buz tutmuş şu akar mı? Bu gözler seni sevdi başkasına bakar mı.



Ne senden vazgeçerim, ne düşlerimden, nede gözlerimi kaparım hayalinle yaşarken, inan hayati seni bana verdiği için, seni ise hayatıma anlam verdiğin için seviyorum!!



Kalbimde üç çiçek yetiştirdim sevmek, sevilmek, beklemek sen bunların ikisini kopardin bana kalan beklemek.



içimde bir dünya var sana ait bu dünyadaki tek canlı sensin ve içimdeki dünyada tek sen olarak kalıcaksın.



İsYaN İsYaN ADANADA HeRGün İsYaN BoŞuNa DemiyorlaR Rapin The İsyan.



Geçmişini Unutan İnsanlar, Gelecekte Kaybolurlar.Ekleyen: berkay 

Yokluğuna dayandım. sensizde sabah oldu. Sensizde mevsimler değişti. Ama dudaklarımla gülsemde gözlerimle gülmeyi unuttum sayende.



Yastığımla uykumu baş başa bıraktım, sırf seninle yalnız kalabilmek için! Bu da yetmedi kendimi de bir kenara bıraktım şimdi burada yalnız sen varsın!!!



Ne varsa aradığım bilki sende bulmuşum. senden öncesi yoktu, seninle var olmuşum. sende bütün umutlar, sende bütün duygular. beni sende arama, ben artık senin olmuşum.



Sen güllere özenme güller sana özensin Üzme tatlı canını sen güllerden güzelsin Sevgi kadar özgür, özgürlük kadar özelsin Gülüm sen her şeye değersin .



Hayatıma girdiğinden beri nefes alıyorum huzurun kucağında, seni düşününce anlıyorum huzur sensin hayatımda.



Her gün sevda çekipte, Gülünmüyor değil mi, Bir güzelden başkası, sevilmiyor değil mi, Seni asla unutamam, Sensiz olamam diyordun, Hani bensiz olurdun, Olunmuyor değil mi??



Geçmişten çok geleceği düşünmeliyiz, çünkü bundan sonra orada yaşayacağız. -Thomas Browne



Bir insanın idealleri olmalı sonsuzluk gibi, bir insanın özlemi olmalı özlemle açan çiçekler gibi, bir insanın bir tanesi olmalı oda senin gibi… 

Sahiller dalgayı nasıl beklerse, Gökyüzü mehtabi nasıl özlerse, Kuru topraklar suya nasıl hasretse, Sende benim hasretimsin.



yollar ayrıldı gitmek yakışır kahpelik moda bak oda sana yakışır.



Senin için ağlarken gözümden düşen yaşlar denize dökülseydi eğer, Karaya vuran dalgalar “seni seviyorum” yazardı.



AsIında benim gözIerim kahverengi, güneşe bakınca eIa, sana bakınca fena oIuyor.



Alıp kırsalar kalemimi kanımla yazarım seni sevdiğimi.



Tek bildiğim gözlerinde saklı cennetim, senden başkasını kalbime yar bellemedim, bir seni sevdim ve hep seni seveceğim sevgilim.



Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır. Tagore



Fark ettiniz mi, şu an; “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed” dediniz. Allah razı olsun. Ekleyen: Ayça 

Gözlerinde yaş olmak isterdim, sözlerinde nefes olup içine dolmak isterdim, ve kalbinde bir aşk olmak isterim sadece benim için atmasını isterdim o güzel kalbinin.



Ölüm gelir basım üstüne, çekerim dert bir dert üstüne, dayanırım inan herşeye ama sensiz olamam!.



Akıllı adam hem kitapları, hemde doğrudan doğruya hayatı okur. *Lin Yutang*



Yalnızlık gecelerin, ümit bekleyenlerin, Hayal çaresizlerin, yağmur sokakların, Tebessüm dudakların, hüzün ellerin, Sen ise sadece benimsin b i r t a n e m !!



Bir soluk kadar yakın yıldız kadar uzak derler sevgi için. Uzanırsın yetişemezsin yetişirsin dokunamazsın dokunursun vazgeçemezsin vazgeçersin ama unutamazsın!!



Özlemle özlenmektesin, Sen, özlemlerin içinde en çok özlenensin. Özlenenlerin içinde en özelsin.



Sana ne demeliyim bilmiyorum. Güneşim desem güneş batıyor, Hayatım desem hayat kısa, gülüm desem oda soluyor, Sana canım demeliyim, çünkü bu can seninle yaşıyor.



Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü aşk sessiz, sevgi dilsizdir. 

Karanlık gecede önemli değildir yıldızları görmek, Gündüzleri yıldızları görebilmek marifet, Aşık olmak önemli değil, bir ömür boyu sevebilmek marifet



Düzenim bozuIur, hayatımın aItı üstüne geIir diye endişe etme… Nereden biIebiIirsin hayatın aItının, üstünden daha iyi oImayacağını?



bize hiç gülmüyosun dediler – hıh! sanki hayat bizi güldürdümüde gülelim !



yollar ayrıldı gitmek yakışır kahpelik moda bak oda sana yakışır.



Suan yanımda olmasanda düşünürüm seni, seni düşündüğümde huzur bulur senin için atan yüreğim ve seninle bir can olmuşum sevdiğim bu can senin.



Her zaman aklımızın ardisira gidelim, halkın taktıride, canı isterse ardımızdan gelsin. -Montaigne-



Zannetme ki gözlerim sana baktıkça bıkacak. Ölsem ruhum daima seninle kalacak. Kapanırsa gözlerim hayata, İnan ki son sözüm Seni seviyorum olacak!



Bekliyorum seni birgün mutlak dönüceksin, geldiğinde bulucam mutluluğu, huzuru ve yeniden hayatı seveceğim, kimse kıramaz seninle olan düşlerimi SEN benim için teksin kimse alamaz yerini. 





 

 

GÜZEL BİR DİNİ HİKAYE

0

Allah’ın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir:

-Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç!

Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:

Rabbim bana bunu yememi emretti.

Sonra şöyle dedi:

Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez.

Onu yemeye karar verdi. Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu. Allah’a hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı. Şöyle dedi:

Rabbim, bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazdı, onu gömdü. Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprakyüzüne çıkmıştı. Geri döndü, tekrar gömdü. Biraz gitti; baktı ki, yine çıkmış bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine,

“Ben emredileni yaptım.” diyerek bırakıp gitti.

Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi:

-Ey Allah’ın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et.

Onu aldı. Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi; şöyle dedi:

-Ey Allah’ın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma.

Kendi kendine şöyle dedi:

“Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım?

Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı; kendi uyluğundan bir parça et kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı:

-Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir.

Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı:

-Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur.
İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar. Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme. Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun. Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen Allah(c.c)’tır…

ORMANDAKİ EV

0

                                                               ORMANDAKİ EV

Resim2Tabiatım hayli vahşi olduğundan izinlerimde, herkesten uzak, tenha yerleri tercih ederim. Geçen sene de seyahate çıkan bir dostumun Reberac civarındaki evini kiraladım. Benim gibi, fazla gevezelikten hoşlanmayan bir arkadaşımı da birkaç günlüğüne davet ettim.

Laurent bir gün evvel gelmesi gerekirken gelmemişti. O akşam da şöminenin başında bekliyordum. Eylül ayındaydık ama hava kış kadar soğuktu. Bir ara kapıya hızla vuruldu. Dostlarımın köpeği havlamaya başlamıştı. O anda esen şiddetli bir rüzgarla kapı açılıverdi. Laurent sırtında soluk bir yağmurluk, başında kulaklarına kadar geçen bir bereyle eşikte duruyordu. Eli de bomboştu. Üzerine saldıran köpeği yatıştırırken haline gülmekten de kendimi alamadım. Bir şey söylemeden yağmurluğunu çıkardı, ateşin karşısına geçip oturdu; alevler esmer yüzünü aydınlatıyordu. Biraz sonra da konuşmaya başladı:

–       Dün geliyordum ama ormanda garip bir macerayla karşılaştım. Gördüklerim aklımdan çıkmıyor….

Rüzgar sakinlemişti. Sesi, basık tavanlı odada adeta çınlıyordı. Büyülenmiş gibi bir hali vardı. Konuşmasına devam etti.

–       Montignac’dan sonra Vezere civarındaki ormanın adı ne bilmem, sen herhalde bilirsin!… İşte benim külüstür araba orada bozuldu. Kısa diye o yolu tercih edtmiştim…

Bu sözlerine gülümsedim. Onun seyahat düşünceleri fazlaca hayali olur. Neticede tabii umduğunu bulamazdı. Ama bu sefer cesareti de kırılmış gibiydi. Gülümsememi fark etmeden devam etti:

–       Çamurlu berbat bir yerdi: tek bir ışık da görünmüyordu. İlerlesem mi yaya geri mi dönsem kestiremiyordum. Nihayet arabayı  kilitleyip yürümeye başladım. Belki bir canlıya rastlardım. Hava bu günkü gibiydi, üstelik yağmur da vardı. Sis ve ağaç perdelerinin arasından bir ışık görebilir miyim diye etrafa bakınıyordum. Ama nafile. Böylece yarım saat kadar yürüdüm. Sonra birden karşıma, ormanın ortasında, kapısında kocaman bir fener yanan duvarları sarmaşıklı, küçük beyaz bir ev çıkmaz mı? Tam yaklaşırken nereden çıktı bilmem iri siyah bir köpek hızla üzerime atılıverdi. Kaçacak fırsat dahi bulamadan, yakamı paçamı yırtmaya başladı. Ben bağırınca kapı açıldı, yaşlı, kambur bir kadın göründü; söve saya köpeği içeri çağırdı, hayvan itaat edip beni bıraktı. Kadın elindeki fenerle yüzümü aydınlatıp baktıktan sonra başıyla içeriye girmemi işaret etti. Girdik, Ocaktaki tencereyi masaya koydu; büfeden tabak, peçete ve ekmek de çıkardı. Bir taraftan da beni tetkik ediyordu, yüzüme şüphe ve endişe dolu gözlerle bakıyordu. Pek itimat telkin edememiştim galiba. Yoluma devam için vasıta bulup bulamayacağımı sordum. Hiç oralı olmadı. Etli fasulyesi pek nefisti, iki tabak yedim. Benden hoşlanmadığını görmemek için yüzüne bakmıyordum ama onun sık sık kapıya baktığını fark ediyordum. Bu bakışlar bana çevrilince hemen sertleşiveriyordu.

Yemeğimi bitirdiğim zaman:

–       Şimdi arabanızı bulamazsınız, geceyi burada geçirin, sabahleyin erkenden gidersiniz… dedi.

Emreder gibi konuşuyordu. Yemek tenceresini ocağa pat diye koydu ama çıkardığı gürültüye pişman olmuş gibi irkilip kulak kesildi. Sanki birini uyandırmaktan korkuyordu. Sonra herhalde bir şey olmadığına emin olup bana döndü:

–       Gelin, dedi. Ama gürültü yapmayın! Köpek bu saatlerde bir gürültü duydu mu havlamaya başlayıp bir daha susmuyor da… diye izaha çıktı.

Baktım kendi ayaklarında bile kedi kadar ses çıkarmayan pantuflar vardı. Onun izahına kanmadım tabii. Evde benim geldiğimi bilmesini istemediği biri daha olmalıydı. Acaba kötürüm bir kocası vardı da ona duyurmadan, beni misafir ederek aldığı parayla şahsi servetini mi artırmak istiyordu. Ben bu kanaatle cüzdanımı çıkarıp:

–       Bu akşam için borcum ne?… diye mırıldandım. Size verdiğim zahmeti ödemek isterim.

Gözlerinin parladığını görünce düşüncemde yanılmadığımı anladım. İki tane bin franklık çıkaıp önüne sürdüm. Her şeye rağmen sayesinde, bu ıssız ormanda aç, açıkta kalmaktan kurtulmuştum. Parayı alıp hemen cebine indirdi. Teşekkür anlamında başını salladı, sonra kapıyı açarak geçmem için yana çekildi. O önde ben arkada üst kata çıktık. Eşyası bir somya ve iskemleden ibaret olan bir odanın kapısını açtı. Somyadaki örtü eski saray örtülerinden de ve duvardaki desenli kağıtlarda eski cinsten harikulâde güzel şeylerdi. Bunlar odaya büsbütün garip bir hal veriyordu. Ama uyku gözlerimden aktığından ben bunlarla meşgul olacak halde değildim. Tek düşüncem hemen yatıp uyumaktı. Kadın da bunu fark etmiş olacak ki kapıya gitti, çıkarken de :

–       Yarın sabah erkenden gideceksiniz, diye tekrarladı.

Saat kaçtı bilmem gece birden heyecanla uyandım. Sanki kapıya hafif hafif vurulmuştu. Odada elektrik yanımda da kibrit olmadığını düşünerek ürperdim. El yordamıyla yeleğin ceplerini yokladım. Kibrit yoktu. İhtiyar kadının saklamak istediği sır aydınlanıyor muydu ne?

O sırada kapı yavaşça açıldı ve… ve eşikte elinde büyük bir lâmba, sırtında  ipekli,  beyaz uzun bir gecelik, bir genç kız belirdi. Yatağa doğru ilerliyordu. Lambayı tutuşu bile öyle zarifti ki, o köylü kadının kızı olamazdı bu!… dağınık uzun sarı saçları yüzünün yarısını örtmüştü. Derin mânalı gözlerinin yalvarır gibi bir bakışı vardı.  Ne garip mahlûktu bu! İyice yaklaştı. Eğilip tetkike koyuldu. Yüzüne hafif bir tebessüm yayılır gibi oldu fakat birden vahşi bir hayvan gibi irkilerek geri çekildi, tebessümü solmuştu. Kapıya vardığı sırada dışardan zayıf bir kol uzanarak bileğinden yakalayıp hızla dışarı çekti. Biraz sonra ihtiyar odaya girdi: ben hemen uyku taklidi yaptım. Bir an vahşetle bakındıktan sonra çıktı ve kapıyı dışardan kilitledi.

Laurent durdu, derin bir nefes aldı. Bu macera beni meraklandırmıştı. Sabırsızlığımı görünce:

–       Sonunu merak ettiğinin farkındayım, dedi. Anlatacağım ama aklımı oynattığımı veya yalan söylediğimi zannetmiyorsun ya?

–       Eh! dedim, yalan söylemiyorsun herhâlde, ama biraz garip bir halin var doğrusu.

–       Neyse! Bak dinle sonunu: kadın gidince asabım allak bullak oldu. Hemen bu esrarengiz evden kaçıp arabama sığınabilmeliydim. Alelacele giyindim. Pencereyi açıp salkım ağacı vasıtasıyla güzelce aşağıya indim. Karanlıkta yolu bulup ve arabanın yanına varmaz mıyım? Hemen içine girip huzursuz bir uykuya daldım. Uyanınca ârızayı bulup düzelttim. Biraz ferahlamıştım. Yola çıkıp en yakın köye gittim. Aklım da hep o evdeydi. Bir kahve de karnımı doyurdum. Sahibine boş bir oda sordum, varmış. Orada soyunmadan yattım: birkaç saat uyumuşum. Aşağı indiğimde hesabı ödemek üzere ceplerimi karıştırınca şaşırakaldım: cüzdanım yoktu. Neyse cebimdeki paralarla bahşiş veremeden borcumu ödeyebildim. Şimdi o eve dönüp cüzdanı aramam lazımdı.  Pencereden atlarken düşürmüş olmalıydım. Ama ya ihtiyar bulup ceplediyse?… yaya yola çıktım. Arabanın bozulduğu yeri kolayca buldum . fakat ondan sonra iş sapa sardı. Yağmur ayak izi de bırakmamıştı. Bununla beraber biraz yürüyünce evin bulunduğu küçük meydan karşıma çıktı. Hayret ortalıkta ne ev ne sakinleri vardı. Sadece yabani ot ve taş, toprak, yığını! Sus kesme lafımı! Evet gece uyuduğum evin yerinde kararmış bir harabe yığını buldum. Acaba rüya mı görüyordum? O anda ayaklarımın ucunda cüzdanımı görmeseydim bunun rüya olduğuna inanacaktım hakikaten. Ama cüzdan yerde. Hemde artık mevcut olmayan atladığım o pencerenin bulunduğu noktadaydı tam. Dur, dinle! Sonunu dinle bak! Cüzdan elime aldım. İnanamıyordum… o sırada arkamda çınlayan acayip bir kahkaha ile yerimden sıçradım. Öylesine korkmuştum ki … arkama dönünce elinde kanlı bir tavşan bulunan yaşlı bir adamla karşılaştım.

–       Bana Mathieu Baba derler, dedi. Sizi tanımıyorum.

Yabancı olduğumu söyleyince, eliyle harabeyi işaret ederek;

–       Buranın macerasını biliyor musunuz, dedi. Bakınız anlatayım; seneler evvel burda beyaz küçük bir ev, içinde de altın sarısı saçlı, peri kadar güzel, bir kızla ihtiyar dadısı vardı. Kız erkeklerin peşinden koşan bir kaçıkmış. Bu hali kız kardeşinin de kısmetine mani olduğundan onu buralara getirmek mecburiyetinde kalmışlar. Dadısı ihtiyar cadı ayyaştı. İçip içip kızı öldüresiye döverdi  ama kimse de bir şey yapamazdı ona nedense. Kız çoğu zaman boynunda zincirle kapıdaki bir halkaya bağlı mahzun mahzun otururdu. Neyse uzatmayayım ihtiyar bir gece körkütük sarhoş evi ateşe verdi kendi de diri diri yandı.

–       Ya genç kız…  dedim.

–       O da halkasına bağlıymış. Yanmış parçaları bulundu. Ormanında bir kısmı yandı, o zamandan beri burda ağaç bitmez.

Adam bunları söyleyince hemen çekip gitti. Bende şaşkın bu menhus ormandan çıkıp sabahki köye geldim. Arabaya atlayıp sürdüm, birkaç defa da kendimi kaybettim galiba, yuvarlanmadığıma hala şaşıyorum. Görüyorsun bitkinliğimi.

Hiçbir şey yemeden külçe gibi yattı, üzerini bile ben örttüm.

Üç gün bundan hiç bahsetmedik. Üçüncü gün gülerek artık başına gelene üzülmediğini bunun az kimseye nasip olan hoş bir macera olduğunu söyledi. Doğrusu muhayyilesinin bir yaratma kabiliyetini kıskanmıyor değildim. Beşinci gün dayanamadım. Bir bahaneyle yola çıktım bahsettiği ormanı kolayca buldum. Meşhur düzlüğe çıkıp ağaçları şöyle bir aralayınca gördüğüm manzaradan hayretler içinde kaldım. Doğrusu Laurent benimle bir güzel alay etmişti. Öyle ya sarmaşıklı ev hatta köpek karşımdaydı. Kızgın ilerledim içerden, tarif ettiği kadın çıktı. Ellerini önlüğüne kurularken;

–       Siz geçen gece burada yatan mösyönün arkadaşı mısınız yoksa? diye sordu.

–       Başımla tasdik ettim. Bu sırada kapı yavaşça açıldı. Laurent’in bahsettiği güzel varlıkta çıktı karşıma. Bu oydu muhakkak ama sarı saç yerine kızıl saç, masum, güzel gözler yerine, patlak, kırmızı bebekleri, deli gözü gibi oynayan gözler… Ağzının kenarlarında da salyalar… garip sesler çıkartarak bağırmağa da başlayınca kadın hemen yakalayıp içeri girdi. Ben şaşırmış kalmıştım. Biraz sonra kadın tekrar çıktı. Özür diler gibi:

–       Yeğenim, dedi. Doğuştan böyle. Bugün üstündeler yine benden başkası zapt edemez. Bir yere giderken kitlerim, o zaman köpek bekler. Bize bir şey yapmaz ama başkasına zararlı. Ya beyin cüzdanı. Pencerenin altında bulup saklamıştım. Onu eline geçirmiş yok oldu. Her yeri aradım, tek ümidim kendisini ara sıra götürdüğüm yanmış ev harabesiydi, oraya atmış olabilirdi. Hemen baktım yok.. yok…

–       Üzülmeyin, dedim. Ben size arkadaşımın cüzdanı bulduğunu söylemeye geldim.

–       Bulmuş mu? Yıkık yerde mi? Ama nasıl?

–       Evet orada tesadüfen bulmuş.

–       Yeğenimden korkmuş olmalı… ama ben baktığımda sakin uyuyordu. Pencereden niye kaçtı ki?…

–       Bakmayın ona yapar ara sıra böyle şeyler, o da biraz kaçıktır.

Böyle söyleyerek uğradığım hayal kırıklığının intikamını biraz olsun almış oldum.

Gidince ona hakikati anlatmaya dilim varmadı. Madem ki hayal gördüğüne inanıyordu. Varsın masaldakilere benzeyen güzel kızı ihtiyar acuzeyi ve yanan küçük evi düşünsün dursun. Ne çıkar sanki…

Kız İstemeye Giderken (yaşanmış hikaye )

0

Ahmet Asım Anadolu’nun güzel köylerinden birinde yaşayan, çok sevilen, cesur yürekli, yokluk görmüş, yardımsever biriydi. 60 sene önceydi 40 yaşlarındaydı. Ahmet Asım köy muhtarının yardımcısıydı. Çocuklar onu çok severdi. Bir kızı vardı. Onu da evlendirmiş, başka çocuğu olmadığı için eşiyle yalnız yaşıyorlardı. Örnek bir çifttiler. Birbirlerinin gözlerine sevgiyle bakıyorlar hiç kırmıyorlardı. Köyün bütün çocukları bu karı kocayı çok seviyorlardı. O’na Asım Baba diye hitab ediyorlardı. Evleri yol üstündeydi. Yoldan geçen herhangi bir çocuk olsun ona seslenirler eline şeker, meyve, yumurta, artık o an evlerinde ne varsa verirlerdi ve çocukları sevindirirlerdi. Yoldan geçen insanları davet ederler çay, kahve ikram ederlerdi. Aç olanların karnını doyururlardı.

Ahmet Asım çiftçilik yapıyor Bahar da eker Yazın mahsul alır kalan zaman da iş olmadığı durumlarda gezerdi, şehir şehir, ülke ülke. çok yer gezmiş, kendini yetiştirmiş sevilen biriydi.

Bir gün muhtarlıkta çalışırken köyde yaşayan, kimi kimsesi olmayan, yetim yanına Mustafa gelir.

– “Asım Dayı sana bir diyeceğim var,” diyerek söze başlar ve Ahmet Asım dikkatlice onu dinler.

– “Bir arkadaşımın düğününe gitmiştim, dönüşte yol  Çamurduk köyünden geçiyordu, çeşme başına gittim çok yorulmuştum bir tas su içtim. Başımı kaldığımda bir kız gördüm, öyle güzel öyle masumdu ki,  tam 13 gün oldu. hiç aklımdan çıkmıyor, yemek yerken, su içerken, dayı yardım et. Onu düşünmeden bir şey yapamıyorum. Yüzü, hele, hele gözleri, hep gözümün önünde koca koca, yeşil yeşil, o sürmeli gözleri, derin derin bana bakıyor, günlerdir uykusuzum ne yapmalıyım?”

Ahmet Asım küçük bir tebessüm eder sonra;

-”Dur, dur sakin ol” der.

– “Yeğenim sen aşık olmuşsun, söyle bakalım sordun mu kimmiş?, kimin kızıymış?, adı neymiş?”der

Mustafa

-”Asım dayı adı Halime imiş o da benim gibi yetimmiş, hasta bir halası varmış onunla kalırmış.” der.

Ahmet Asım;

-” O zaman sen git bana Osman dayını çağır, ben O’nu da alıp şu köye bir gideyim madem öyle bu kızı isteyelim onunda gönlü varsa sizi evlendirelim,” der.

Mustafa heyecanlanmış hiç beklemediği bir şeyle karşı karşıya kalmıştır. O an  hem sevinmiş, hem korkmuş değişik duygular yaşamaktadır. 19 yaşında ilk defa aşık olmuş ne yapacağını bilmemektedir. Evlenmeyi düşünmemiştir bile çok şaşırmış şok halindedir. Babadan kalma evde, babadan kalma bir kaç dönüm bir toprağın mahsulüyle geçinmektedir. Osman aynı zamanda Ahmet Asımın yeğenidir. A. Asım Osman gelince Mustafa’yı evine gönderir. Atlarına atlayıp Çamurduğa doğru yola çıkarlar.

Gece yarısı orada olacakları için geceyi başka bir köyde geçirip sabah tekrar yola çıkmayı planlarlar. Çamurduk köyüne yakın köylerden bir olan Çalıköy’e gelirler. Ahmet Asım buranın muhtarını çok iyi tanımaktadır, bu yüzden geceyi burada geçirmeye karar verirler. Muhtar uzun zamandır görmediği arkadaşını görünce  çok sevinir, kucaklaşırlar. Ahmet Asım durumu anlatır. Geceyi geçirmek için, muhtar onlara köy odasını hazırlatır. Odalarına geçerler. Biraz sohbetten sonra,

Osman;

– “Ben hemen uyuyacağım çok uykum var,” der.

hatta biraz dır dır eder, “bizden başka kız isteyecek adam yok mu?, beni de getirdin buralara kadar,” diye söylenir durur.

Ahmet Asım bıyık altından güler, ve “hadi yat uyu, sabah erken kalkacağız,” der.

Ahmet Asım yatağına gitmeden Osman horlamaya başlar, Ahmet Asım;

– “Şunun yastığını düzelteyim de horlaması dursun,” der.

Tam o anda bir kara sinek Osman’ın burnundan çıkıp vızıldamaya başlar, Osman’ın horlaması birden kesilir odanın içinde dolanır dolanır, yerdeki tahtanın oyuğundan içeri girer. Ahmet Asım bunu görünce çok şaşırır. Eliyle oyuğun ağzını kapatır. Sinek eline çarpmaya başlar. 5-10 saniye sonra Osman büyük bir acıyla inler ve nefesi kesilir. O an elini çeker ve hemen Osman’a seslenir. Elini çekmesiyle oyuktan çıkan sinek tekrar Osman’ın burnundan içeri girer. Sonra Osman nefes nefese, terler içinde uyanır. Ahmet Asım;

– “Ne oldu sana?”der

Osman cevap verir;

– “Çok kötü bir rüya gördüm. Rüyamda uçuyordum, birden kara bir deliğe girdim ve orada hapis oldum, çıkamadım. Sonra havasız kaldım tam ölüyordum ki uyandım. Çok korkunçtu,” der.

Ahmet Asım;

– “Korkma artık, ben buradayım, zaten uykuda tutmadı, ben seni beklerim. Yine olursa uyandırırım,” diyerek Osman’ı sakinleştirir.

Kendi kendine  “Bu neydi şimdi?” der. Tamamen uykusu kaçmıştır.

Osman yerde yatmaktadır. Ahmet Asım’ın yatağı sedirin üzerindedir.

Önce silahını çıkarır yastığın yanına koyar. Sonra yatağın üzerine oturur, ellerini başının arkasına koyar ve arkasına dayanır, ayaklarını uzatır. Bu şekilde yarım saat kadar bu durumu düşünür. Bir kaç dakika sonra kapının dışından bazı sesler gelir, hemen silahını alır yatağından doğrulur. Osman korkak biri olduğu için, kapıyı kilitlemiştir, ayrıca arkadan mandallamıştır. Yani kilit açılsa bile mandal demir olduğu için mümkün değil açılmaz. Fakat sesler iyice yaklaşmış, bir uğultuya dönüşmüştür. Kilit açılmış, mandalın sürgüsü kendiliğinden çözülmüştür. Yavaş ve uzun bir gıcırtıyla kapı ardına kadar açılınca, Ahmet Asım gördüklerine inanamamış,  gördüklerinin ne olduklarını anlamaya çalışmıştır. Tek sıra halinde içeriye girmişler, uzun, arkası gözükmeyen bir kalabalık, kimi uzun, kimi kısa, hele en öndeki çok uzun boylu, ayağına kadar uzun elbiseli,  yüzünün yarısı traşlı, yarısı göbeğine kadar sakallı, onun yanındakinin kolunun biri uzun biri kısa, başı silindir gibi, kiminin ayakları ters, kiminin başı. Bir anlam verememektedir. Hemen silahını üzerlerine doğrultur. Her biri bir yana kaçışır. Silahtan çok korkarlar. en öndeki liderleri;

-”O silahı kaldır ve in ordan aşağıya çekil,” diye seslenir.

Ahmet Asım inersem zarar verirler diye düşünür yavaşça yatağına oturur, ayaklarını uzatır, silah elinde bekler. Sabaha kadar bir girer bir çıkarlar. Ahmet Asımı indirimezler oradan aşağıya.  Bu böyle 4-5 defa tekrar eder. Ahmet Asım yorgunluktan helak olmuştur. Bir an uykuya dalmıştır. İşte o an takır takır diye bir ses ve sırtında büyük bir acıyla kendini yerde bulmuştur. Çünkü ayakların tutup yere sürüklemişlerdir. Gözlerini onlara doğrulttuğunda kimi sedirin üstünde, kimi duvardan geçmekte, kimi yerdedir. Liderleri;

-”Al arkadaşını git, üstüne basarlarsa ömür boyu sakat kalır, ve atlarınızı ters çevirdik ölmek üzereler, bize yol verseydin bunlar olmazdı,” der.

Ahmet Asım hemen Osman’ı kaldırır ve atları kurtarmaya gider. Atlar gerçekten de ayakları havada sırtları yerde acı içinde kıvranmaktadırlar. Çok ürkmüşlerdir, güçlükle sakinleştirirler ve ayağa kaldırırlar. Bu arada sabah ezanları okunmaya başlar ve Ahmet Asım’ın içine de bir ferahlık gelir. Osman ise hiç bir şeyin farkında değildir. Ne olduğuna anlam veremez. Ahmet Asım Osman’a “git atları gezdir biraz rahatlasınlar” diyerek oradan uzaklaştırır ve muhtara gider durumu anlatır. Muhtar ise;

– “Uzun zamandır kimse kalmadı burada en son 2 sene önce böyle bir şey yaşanmıştı, gereksiz yere korkutmak istemedim, gittiler sandım,” der. “Onlar bazı geceler gelirler ve oradan geçer giderler, eğer yol verirsen zarar vermezler, aslında biz de ne olduklarını bilmiyoruz. Köyde bir kaç kişi biliyor onların varlığını,” der.

Ahmet Asım muhtara çok kızar ve  oradan ayrılmadan önce ihtiyar heyetini toplar, durumu anlatır. Başka bir yere yeni bir misafirhane yapmaları konusunda anlaşırlar. “Onları Osman görseydi korkudan ölebilirdi,” der.

Olanlardan Osman’a bahsetmemiştir.

Daha sonra atlarına atlayıp Çamurduğa doğru yola düşmüşler ve 1 saat yolculuk sonunda oraya ulaşmışlar. Kızın evini bulup halasına kendilerini tanıtırlar ve Mustafa’nın durumunu konuşurlar, Allah’ın emriyle kızı isterler.  Hala kızla konuşur ve cevap verir;

– ” Ben çok yoksulum düğün edecek gücüm yok, karnımı zor doyuruyorum. Bu kızcağıza çeyiz bile yapamadım. üstündeki giysilerinden başka bir şeyi yok, onları da zaten başkaları verdi. Ben güzel kızımla konuştum, onunda gönlü var. Siz kızı götürün yol uzak, nikahını, düğününü yapın. Benden başka kimsesi yok zaten. Bende oraya gelemeyecek kadar rahatsızım. Garibin bir yuvası olsun. Düğünden sonra damatla bana gelsinler elimi öpsünler,” der.

Ahmet Asım duruma şaşırır, “Aman hanım sen bizi bilmeden genç kızı nasıl emanet edersin”, der.

Kadın;

– “Sen bilmiyorsun herhalde buralarda Osman’ı pek bilmezler, ama Ahmet Asım dedin mi herkes bilir kendin gelmeden namın geldi,senin nasıl biri olduğunu biz biliyoruz. Kızım sana emanet, bir şey olursa senden bilirim,” der.

Ahmet Asım da bunları duyunca çok sevinir. “Yolumuz uzun geceye kalmadan biz yola çıkalım,” der. Kızı da alıp evin yolunu tutarlar. Osman ne kadar istese de hiç bir yerde konaklamazlar. Sadece atları dinlendirip tekrar yola düşerler. Sabaha karşı eve gelirler. Evde dinlendikten sonra Ahmet Asım gider Cami hocasını ve Mustafayı alır gelir. Çocukların nikahlarını kıyarlar. Sonra ilçeden memur istenir. Resmi nikahları kıyılır. Düğüne kadar kız Ahmet Asımlar da kalır. Sonrasında köylü birleşir yetimlerin düğününü yaparlar. Söz verildiği gibi halaya da gidilir. Yetimler, köylü, hala ve Ahmet Asım iyi bir şeye vesile olmuşlardır ve çok mutludurlar.

Gülten AJDER

Gerçek yaşanmış çok harika bir Hikaye ““CUMHURİYETİN İLK KADIN HAKİMİ”

                                     CUMHURİYETİN İLK KADINI

adalet_yilmaz_hakim-eYaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesiile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye binebildi. ‘Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’ Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşırmısın?’ diye sordu. ‘Sana 500 lira veririm.’ Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.

Kadın gülümsedi

‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’

‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’

‘Anıtkabir’e’

‘Anıtkabir’e mi?

‘Evet’

‘Tamam teyzeciğim’

‘Yaş kaç teyzeciğim?’

‘Seksen sekiz’

‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’

‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’

‘Haklısın teyzecim’

Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi

‘Hayır’

‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’

‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’

‘Ee o zaman’

‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.

‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’

‘Her ay geliyormusun? ‘

‘Evet’

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. ‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’ Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra ‘Hadi gidelim’ dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. ‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.

Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı.

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Bankaya’

Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

‘Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim? ‘

‘Sor bakalım evladım’

‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’

‘Uzun hikaye evladım’

‘Olsun be teyze anlat ne olur’

‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’

‘Sen ne dedin peki?’

‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’

‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’

‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim. ‘

‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’

‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’

‘Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin’

‘Evet’

‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’

‘Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım’

‘Osman teyzeciğim’

‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’

‘Tamam teyzeciğim’

Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. ‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

‘Hoş geldin Hakim Teyze’

‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’

‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim? ‘

‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Seyranbağlarına’

‘Tabii’

‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’

‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’

‘Ne iş yapardı amca?’

‘Subaydı.’

‘Ne zaman vefat etti?’

’1952′de’

‘Çok olmuş.Gençmiş’

‘Kore savaşında şehit oldu.’

‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’

‘ Sağol’

‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’

‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’

‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’

‘Yok bekle burada’

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü.

Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.

Araba hareket etti.

‘Nereye Hakim Teyze?’

‘Hemen iki sokak öteye’

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.

‘Bekle beni’

‘Tabii Hakim Teyze’

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

‘İyi misin Hakim Teyze’

‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Cebeci Asri Mezarlığına’

‘Tamam’

‘Teyze nerelisin sen?’

‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü savaştan.’

‘Sonra ne oldu?’

‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’

‘Çocuğunuz var mı?’

‘Bir kızım bir oğlum vardı.’

‘Neredeler şimdi?’

‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’

‘Ne güzel’

’1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’

‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’

‘Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’

‘Amin. Ya kızın?’

‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.’

‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’

‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’

‘Geldik Teyze’

‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin. ‘

‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’

‘Yok beni alacaklar buradan’

‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’

‘Çocukların var mı?’

‘İki tane ellerinden öperler.’ Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

‘Adları nedir?’

‘Kemal ve Ayşe’

‘Oğlumun adı da Kemaldi.’

Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

‘Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında ‘Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığı.

Türk Hükümdarı Timurun Karıncadan alddığı ders

karnca

Meşhur Türk Hükümdarı Timurlenk‘e:

– Seni erlikten başbuğluğa yükselten nedir?..diye sordular.

Timurlenk şu cevabı verdi :

– Asla ümitsizliğe düşmedim… O kadar zorlukla karşılaştığım halde hiç birisinden yılmadım ve bir maksadıma erişmek için bir karınca bana örnek oldu: Bir gün düşmanlarımdan kaçmış bir harabeye sığınmıştım. Her yerden ümidi kesmek üzere olduğum bir anda gözüm bir karıncaya ilişti. Karınca kendinden büyük bir buğday danesini almış bir yıkıntının üzerinden aşırmak için uğraşıyor; fakat taşıdığı şey kendisinden büyük olduğu için sonuna kadar götüremiyor, düşürüyordu. Dane yuvarlanarak duvarın dibine düşüyor, karınca tekrar inip rızkını alıp götürmeye uğraşıyordu. Bu hal elliden fazla oldu; ama karınca da nihayet maksadına erişti. Karıncanın bu azmini gördükten sonra bende bir ümit peyda oldu. Kendi kendime:”Ben bu karınca kadar da mı olamayacağım.” dedim ve maksadıma erinceye kadar hiç bir zorluktan yılmadım.