Uzay Ve Zaman hakkında Bilinmeyenler

0

1) zaman, insanoğlunun tanımladığı bir şey. sezyum metalindeki atomun 9.192.631.770 defa titreşmesine(frekansına), insanoğlu 1 saniye demiş.

2) pek çok kişiye göre zaman herkes ve her yer için aynıydı ama einstein bunun doğru olmayabileceğini keşfetti. zaman değil, zamanlar vardı.

3) einstein’ın genel görelilik kuramına göre evren 3 boyutlu değil, 4 boyutlu idi ve 4.boyut zamandı. böylece “uzay-zaman” dokusu tanımlandı.

4) evrendeki her kütle ve enerji parçası bu dokuyu büker. bu dokuyu bir çarşaf gibi düşünün, ortasına konulan bir top çarşafı bükecektir.

5)bükülen çarşaf, aslında kütleçekimi(yerçekimi). çarşaf da uzay-zamanın kendisi. yani topun çarşafı bükmesi, kütleçekimin zamanı bükmesi.

6) kütleçekiminin büyük olduğu yerlerde zaman daha yavaş geçer. bunu dünyada da görüyoruz ama etkileri çok az olduğu için hissetmiyoruz.

7) mesela bir gökdelenin tepesinde yaşayan kişi, altta yaşayan kişiye göre yerçekiminden daha az etkileneceği için daha hızlı yaşlanır.

8) dünya’da çok büyük kütleli bir şey yok ama uzayda var: karadelikler. karadeliklerin kütleçekim gücü devasa boyutlarda.

9)bir karadeliğin etrafında bir kaç yıl tur atabilseydik, zaman burada yavaş geçeceğinden dünya’ya döndüğümüzde belki 50 yıl geçmiş olacaktı.

10) geleceğe yolculuğun ilk yolu bir karadeliğe gitmek ama bugünkü teknolojiyle imkansız. belki uzun yıllar sonra mümkün olabilecek.

11)geleceğe seyahat etmek için bir karadeliğin yanına gitmek gerekmiyor, bir yol daha var. o da einstein’ın özel görelilik kuramına dayanıyor.

12)bu kurama göre zaman mutlak değildir, hareketten etkilenir. bir cismin hızı ne kadar çok artarsa, zaman onun için daha yavaş akmaya başlar.

13)1971’de bir deney yapıldı. 2 atomik saatten biri yerde kaldı, diğeri bir jet uçağına konuldu. uçak indikten sonra saatler karşılaştırıldı

14)uçaktaki saat, yerdeki saate göre farklıydı. aradaki fark, saniyenin bir kaç milyarda biriydi ama einstein’ın teorisi ispatlanmıştı.

15)peki bunu neden günlük hayatımızda görmüyoruz derseniz, bunun etkisi bizim algılayamayacağımız kadar küçük. ancak bu etki var ve gerçek.

16)mesela sürekli seyahat edenler için zaman daha yavaş geçeceğinden, daha geç yaşlanırlar. “hızlı yaşa geç öl” sözü, bilimsel açıdan doğru 🙂

17)ışık hızına ne kadar yaklaşırsanız, zaman o kadar yavaşlar. varsayalım ki, ikiziniz var ve siz ışık hızına yakın bir hızla uzaya gittiniz

18)bir müddet sonra döndüğünüzde artık ikizinizle aynı yaşta olmayacaksınız, ikiziniz çok daha yaşlanmış olacak (ikizler paradoksu).

19)özetlersek, geleceğe gitmek için büyük kütleli cisimlerin yanına gitmekten başka bir diğer yol, ışık hızına yakın hızlarda seyahat etmek.

20)insanoğlunun bugüne kadar yaptığı en süratli uzay aracı 2018’de fırlatılacak olan spp. bunun hızı 200km/saniye. ışık hızı ise 300.000km/sn.

21) ışık hızının %0,067 (%1 dahi değil) mertebesinde bir hıza ancak çıkabildik. yani geleceğe seyahat için teknolojimiz henüz yeterli değil.

22) geçmişe yolculuk mümkün mü? sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, kuantum fiziğine göre mümkün ama bir takım sorunlar var.

23) önce şunu hatırlatalım. 3 boyutlu değil, 4 boyutlu bir evrende yaşıyoruz. bu 4.boyut zaman ve evrende “uzay-zaman” dokusu var.

24)zamanın uzaydan ayrı olmaması bizi ilginç bir sonuca götürüyor: geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece bir yanılsamadan ibaret.

25)yani geçmiş, şimdi ve gelecek hep var (kader) ve evren, sandığımızın aksine maddi değil, sanal (holografik) bir yapıdan ibaret.

26) bizim zaman dediğimiz şey, aslında bu sanal yapıdaki “an”ların bir araya gelmesinden oluşuyor.

27)doğumunuzdan bu yazıyı okuduğunuz şimdi “anı”na ve ölümünüze kadarki tüm “an”ların bir fotoğraf karesi olduğunu ve dizildiğini varsayın.

28)benzer şekilde herkesin aynı “an dilimi”nde olduğunu düşünün ve bu “an dilimleri”nin sıralandığını göz önüne getirin.

29) biraz önceki “an diliminde” ben tweet yazarken, siz okuyordunuz, başkası çay içiyordu veya tv izliyordu ama herkes aynı “an”daydı.

30)ancak dünya’da hissetmesek de herkesin “an”ı aynı değil, çünkü bazıları hareket halinde ve zaman hareketten etkileniyor(10-21 arasına bkz).

31)düşünün ki, uzayda biri var ve onunla aynı “an dilimi”ndeyiz. biz dururken, uzaydaki yürümeye başlarsa artık “an”larımız aynı olmayacak

32)o yürüdüğü için zaman ona göre daha yavaş geçecek ve kendi an diliminden bize baktığında, bizim belki 40 yıl önceki halimizi görecek

33) geçmişteki bir an dilimine nasıl gideceğiz? farklı teoriler var, en meşhuru “solucan delikleri” şurada yazmıştım

34)varlığı henüz kanıtlanmamış solucan deliklerinden geçmek, pratikte çok zor. bunu engelleyen, geçmişe gitmeyi önleyen bir şey var: entropi

35)geçmişe gitmek için farklı yollar öneren teoriler var, detaya girmeyeceğim ama sonuçlarından bahsedeceğim. teorimiz karedelikler olsun.

36)bu teoriye göre karadeliklerin tam ortasında uzay-zamanda bir kırılma olur. bu noktadan girersek, uzayın başka bir bölgesine çıkabiliriz.

37)bir dağın tepesini aşmak yerine, içindeki tünelden (solucan delikleri) geçip, uzaklara çıkmak gibi. sorun tüneli geçtikten sonra başlıyor

38)diyelim ki, tünelden(solucan deliğinden) geçerek geçmişe gittik ve senaryo bu ya, çocuk yaştaki dedemizi öldürdük.o zaman bize ne olacak?

39)dedemiz öldüğüne göre, babamız ve dolayısıyla biz hiç doğmamış olacağız ama oradayız ve az önce bir cinayet işledik? (dede paradoksu)

40)bu paradoksu çözmek için 3 öneri var.ilkine göre dedemizi öldürdüğümüzde olan bitenle bağlantısı olmayan paralel bir evrene geçmiş oluruz

41)artık zaman yolculuğuna başlanan evren ile gelinen evren tamamen farklıdır (paralel evrenler teorisi) ve paradoks çözülmüştür

42) 2.öneri hawking’den geldi. neden-sonuç ilişkisi tehlikeye girerse, dünya’da garip bir şey devreye girecek ve bu olay engellenecek

43)son teori ise isteseniz de bunu yapamayacağınızı, mesela silahın patlamayacağını, dedenizi hiç göremeyeceğinizi vs. söyler.

44)peki bu paradoksun bir şekilde çözüldüğünü varsayalım, fiziğe göre geriye gitmek de mümkün dedik, neden bunu günlük hayatta görmüyoruz?

45)mesela neden kırılan bir bardağın eski haline geldiğini ya da bardaktan yere dökülen suyun bardağa tekrar girdiğini görmüyoruz?

46)biz hep zamanı tek yönlü olarak, ileriye doğru akıyor gibi algılıyoruz. günler geçiyor, çocukluğumuz geride kaldı, yaşlanıyoruz.

47)sadece insanlar için değil, yaşayan tüm canlılar, hatta cansızlar için de durum aynı. meyve çürüyor, elbisemiz eskiyor, dünya kirleniyor.

48)her şey ama her şey düzenden düzensizliğe, kaosa doğru gidiyor. hiç bir şey ilk başladığı gibi değil. biz de öyle, evren de.

49)bu sürecin bilimsel adı “evrenin en önemli yasası olarak bilinen entropi”. bu yasaya göre evrendeki her şey düzenden düzensizliğe gider

50)düzenden kaosa giden bu süreç tek yönlü, yani entropi sürekli artar. entropinin maksimum olması, o şeyin yok olması demektir.

51)insanın entropisinin maksimuma ulaşması ölmesi demek, büyük patlamadan sonra sürekli genişleyen evrenin maksimuma ulaşması ise kıyamet.

52)kuantum fiziği bizim geçmişe gitmemize izin verirken, bir başka yasa buna engel oluyor. bu durumda zamanda seyahat etmek mümkün değil mi?

53)zaman yolculuğuna hep astrofizik(makro) açısından baktık, olayı daha iyi anlayabilmek için kuantum(mikro) seviyesine inmek gerekiyor

54)öncelikle şunu belirtelim; kuantum büyülü bir dünyadır. matrix’de neo’nun kırmızı hapı alıp, harikalar dünyasına gitmeyi kabul etmesidir

55)bu dünya, büyülü olduğu kadar bildiğimiz gerçeklerle terstir, aklın kabul etmeyeceği şeyleri ileri sürer ama fiziki dünya kadar gerçektir

56)kuantumdan kastın ne olduğuyla başlayalım. insanoğlu 20.yy’a kadar maddenin temel taşı olarak atomu görüyor ve bölünemeyeceğini söylüyordu

57)zaman geçtikçe atomun bölünebildiği üstelik elektron, nötron ve proton olarak bilinen yapısının daha alt parçacıklardan oluştuğu anlaşıldı.

58)bu parçacıklarlardan foton(ışık) ile bir deney yapıldı. ortasında 2 yarık olan bir yere fırlatıldığında, aynı anda 2 yarıktan da geçmişti

59)eğer ışık sadece parçacıksa(küçük bilye ise), aynı anda 2 yarıktan geçemezdi ama burada ikisinden aynı anda geçmişti, bir su dalgası gibi.

60)deneyin detayına gitmeyeceğim ama şu anlaşıldı: ışık hem dalga hem de parçacık gibi davranıyordu. üstelik bu deney defalarca tekrarlandı.

61)ancak deney esnasında ilginç bir şey oldu. deneyi yakından takip için bir cihaz konulduğunda, ışık sanki bunu anlamış ve parçacık olmuştu.

62)düşünsenize, aynı anda hem parçacık, hem de dalga olan bir şey var. siz baktığınızda bir anda durumu değişiyor, sanki izlendiğini anlıyor.

63)deneyi izleyen biri, sadece deneye bakarak durumun değişmesine neden oluyordu. bu akıl almaz gelişme maddenin sorgulanmasına yol açtı.

64) bu deney yapılmadan yıllar önce, “ormanda düşen bir ağaç, kimse yoksa ses çıkarmayacaktır” deniliyordu, bu iddia yeniden gündeme geldi.

65) einstein bu konuda çok şüpheciydi ve şöyle kuşkulu ve imalı bir soru sordu: “ay’ın sadece ona baktığında var olduğuna inanıyor musun?”.

66) einstein’ın böyle düşünmesi için bir nedeni vardı, çünkü böyle bir şeyin olabilmesi için her şeyin etkileşim içinde olması gerekiyordu.

67) kuantum konusunda farklı bir anlayışa sahip olan einstein, çıkan sonuçları kabul etmiyor ve etkileşimin olmayacağını söylüyordu.

68)einstein’ın yanıldığı ölümünden sonra ortaya çıktı. bir yerde olan her yerdeydi, her yerde olan hiç bir yerde. üstelik ilginç bir bağla.

69)”ilginç bağı” açıklamadan önce yukarıda anlatılan deneyin sonuçlarını günlük hayattan örneklerle biraz daha belirgin hale getirelim.

70)şu anda bulunduğunuz yerde bir masa olsun.başınızı kaldırıp baktığınızda onu görüyorsunuz ama bakmadığınızda aslında 1’den fazla masa var

71) garip ama gerçek: birden fazla masa olup olmadığını hiç bilemeyeceksiniz, çünkü baktığınız anda sadece bir tane masa göreceksiniz.

72)bir örnek daha verelim. bursalılar bilir, somuncu baba diye bir zat vardır ve ona atfedilen bir hikaye. gerçek ya da değil, önemli değil.

73)hikayeye göre somuncu baba, bir cuma günü hutbe verir. çıkışta halk elini öpmek için 3 ayrı kapıya gider. hepsi de elini öptüğünü söyler.

74)deneye tekrar dönersek; bakmadığınız anda olasılık dalgaları, baktığınız anda ise deneyin parçacıkları olacak.

75)katı olarak bildiğimiz parçacık, dalga şeklinde her an binlerce yerde olacak ama baktığınızda o konumların birinde katı halde olacak!

76)ancak kuantumdaki asıl gariplik bundan sonra başlıyor, hani şu “ilginç bağ”. bu bağın var olma ihtimali için einstein “ürkütücü” demişti.

77)deneylerle ispatlanan olay şöyle: varsayalım ki, birbirinin her bakımdan aynı olan 2 bilyeden biri ankara’da, diğeri istanbul’da olsun

78) ankara’daki bilyeye bir şey yaptığınızda, istanbul’daki “anında” etkileniyor ve “anında” cevap veriyor. (mümkün olabilir mi?)

79) böyle bir şey nasıl olur? ya aralarında bir iletişim var ya da hala bağlılar, yani “dolanıklar” (kuantum dolanıklık teorisi)

80)şimdi bunu elektron seviyesine indirelim.“eş yaratılan” 2 elektrondan birini tutup, diğerini uzayda bir yere gönderelim. bunlar da dolanık.

81)birine bir şey yaptığımızda, diğeri “anında” tepki verecek. üstelik bu olay zamandan ve mekandan tamamen bağımsız…

82) büyük patlama (big bang) anında her şey “dolanık” olduğuna göre, demek ki her şey hala birbiriyle bağlantılı (kelebek etkisi?)

83) anlattığım şeyler çok uçuk kaçık ve uygulanamaz mı geldi? o zaman kuantum bilgisayarlarla tanışın, çünkü bu prensibe göre çalışıyorlar!

84)kuantum seviyesindeki gariplikler ve ardı ardına keşfedilen şeyler dolanıklık ile zirve yaptı. çünkü bu aynı zamanda “ışınlanma” demekti.

85)ışınlanmayı şimdilerde bilim kurgu filmlerinde ya da bir usta sihirbazın gösterisinde? görüyoruz ama geçmişi sandığımızdan çok daha eski.

86)incil’de bir vaiz olan filipus’un gazze’den, deniz kenarındaki bir başka şehir olan aşdot’a ışınlandığı ima edilir (işler 8:36-40)

87) kur’an’da ise yemen’deki belkıs’ın tahtının, kudüs’teki hz.süleyman’a göz kırpma “an”ında getirildiği anlatılır (neml, 27/38-40)

88)peki böyle bir şey nasıl mümkün? maddenin minik, sert bilardo toplarından meydana geldiğini söyleyen klasik fiziğe göre ışınlama imkansız.

89)üstelik bir maddeyi itmeden hareket etmez, madde birdenbire ortadan kaybolmaz ve başka bir yerde ortaya çıkmazdı. aksi de mümkün değildi!

90)ama kuantum, bizim için imkansız görünen şeylerin gerçek olduğu bir dünya ve ışınlanma da bu dünya içindeki gerçeklerden biri.

91)bununla ilgili ilk deney 1993’de yapıldı ve atom düzeyinde ışınlanma (daha doğrusu parçacığın içindeki bilgiyi ışınlama) gerçek oldu

92) bu deney insanoğlu için çok ama çok önemliydi, çünkü hep konuşulan, olabileceğine şüphe ile bakılan ışınlanma ispatlanmıştı.

93)akıllardaki ışınlanma ile engeller kalkınca deneylerin devamı geldi; atom altı parçacıklarla başlamıştı, atom ve atomlarla devam etti

94)şu anda insanoğlu dna moleküllerini ve basit virüsleri ışınlanmaya çalışıyor. yakın gelecekte bu da büyük ihtimalle gerçekleşecek.

95)peki insanların ışınlanması? buna daha çok zaman var, büyük ihtimalle bizler göremeyeceğiz, çünkü şuanki teknolojimiz henüz hazır değil!

96) ancak artık şunu biliyoruz: ışınlanma teorik değil, deneylerle kanıtlanmış bilimsel bir gerçek ve hem mikro hem de makro boyutta mümkün

97)önceki tweetlerde, maddenin küçük bilye gibi katı maddelerden değil, su dalgaları gibi enerji dalgalarından oluştuğunu yazmıştım

98)gördüğümüz ne varsa, biz dahil enerji dalgalarından oluşuyor ve bunlar birbirine geçmiş durumda. üstelik zamandan ve mekandan bağımsız

99)belki biraz garip ama aslında her şey bir şeyin içinde, bir şey her şeyin içinde. hiçbir şey kesin değil ama herşey mümkün.

100)einstein’ın bir sözü bu durumu anlatıyor: “matematik kesin olduğunda gerçeği yansıtmaz, gerçeği yansıttığında kesin değildir”

Paylaş:

Leave A Reply

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.