Yapay Zeka İle İnsan Zihni Taklit Edilebilir Mi?

0

Yapay Zeka İle İnsan Zihni Taklit Edilebilir Mi?

Eğer Zihin Sadece Maddi Hammaddeden Oluşuyorsa Ve Zihnin Gizemleri Tamamen Çözülebilirse, Elimizdeki Hammadde İle Zihni Taklit Etmeyi Umabiliriz. Böylesi Bir Durum Gerçekleşirse, Zihne Materyalist Yaklaşımın Doğru Olduğundan Kimsenin Şüphesi Kalmayacaktır. Günümüzde Bu Tip İddialar Özellikle Yapay Zeka Çalışmalarıyla İrtibatlıdır.

Bu Yaklaşımı Benimseyenler, Bilgisayarlara Uygun Program Yazılıp, Yapay Zeka İçinde Benzer Nedensellik İlişkileri Kurulursa, İnsanların Duygularının Ve Bilincinin Aynısına Yapay Zekanın Da Sahip Olacağını Düşünürler. Buna Göre İnsan Beyninin İşleyişi Bilgisayarın İşleyişinin Aynıdır; Yaygın Olarak Kullanılan Benzetmede Zihnin Bedene Göre Durumunun, Yazılım (Software) Programının Bilgisayarın Donanımına (Hardware) Göre Olan Durumuna Benzetilebileceği Söylenir.

Daha Önce Bilinci Ele Aldığımızda Bilincin Maddeye İndirgenemediğini Söylemiştik. Bu, İnsan Zihninin Bilgisayarla Taklit Edilemeyeceği Anlamına Da Gelmektedir. Maddeye İndirgenemeyen Bilincin, Bir Programla Bilgisayara Yüklenmesi Ve Sonuçta Yapay Zekada Bilincin Oluşturulması Mümkün Değildir. Burada Yanılgıya Belki De En Çok Sebep Olan Davranışçı Ekoldür. Davranışçı Ekolün Metodolojisi Öznel Olanın Bilimsel Olamayacağını Düşünür Ve Sadece ‘Bilincin Dışa Vuran Tezahürleri’ni Bilinç Durumları Olarak Değerlendirir. Burada Bilincin Bir İndirgenmesi Söz Konusudur; Fakat Buradaki İndirgeme Nöron Faaliyetlerine Değil Fakat Bedenin Dışa Vuran Davranışlarınadır. Oysa Acı Çekmeden Acı Çekiyormuş Gibi Bağırabiliriz Veya Bir Şeyi Beğenmeden Beğendiğimizi İfade Edebiliriz.

Davranışçılık, Bilincin Öznelliğini Ve ‘Birinci Şahıs Ontolojisi’ Durumunu Göz Önünde Bulundurmadığı İçin Sadece Bilincin Durumlarını Verdiğimiz Örneklerdeki Gibi Yanlış Tespit Etmekle Kalmayabilir; Daha Da Kötüsü Bilinçli Olan İle Bilinçsiz Olanın Ayırt Edilememesine Sebep Olur. İnsan Şeklindeki Bir Robota Değişik Sesler Yüklediğimizi; Bu Robotun Ayak Tabanı Yavaşça Ellenince Gıdıklanan İnsan Gibi Sesleri Yayınladığını Ve Daha Şiddetli El Temaslarına Karşın İse Acı Çeken İnsan Gibi Sesleri Yayınladığını Düşünelim. Davranışçı Ekole Mensup Birisi, Böylesi Hareket Eden Bir Robot İle İnsanın Bilincinde Acı Ve Gıdıklanma Oluşması Sonucunda Verilen Reaksiyonları Ayırt Edemeyecektir.

Bu Örnekler, Yapay Zekalı Bir Robot İle Bir İnsanın Tamamen Özdeş Davranışlarda Bulunabileceklerini, Fakat Bu Özdeş Davranışların Biri Bilinçli Diğeri İse Bilinçsiz İki Farklı Kökeni Olabileceğini Gösterir.

Yapay Zekalar İle İnsan Zihni Karşılaştırılınca, İnsan Bilincinin Farkının Anlaşılması İçin Gıdıklanma Gibi Basit Deneyimlerin Üzerinde Yoğunlaşmanın; İnsan Bilincinin Deneyimlerinin, Bilgisayarların ‘1’ Ve ‘0’ İle Oluşturulmuş Programlarından Mahiyet Farkının Anlaşılmasında Daha Kullanışlı Oldukları Kanaatindeyiz. Bunun Yerine İnsanların Bilimsel Teori Üretme Veya Beste Yapma Gibi Daha Kompleks Zihinsel Özellikleri İle Yapay Zekalar Karşılaştırıldığında; Bilimin İlerlemesiyle Yapay Zekaların İlerde Bunu Da ‘Becerebileceği’, Yapay Zekaların Bir Bach Olamamasının Sebebinin, Bu Konuda Bilgisayar Programlarının Yeterince Geliştirilmemesi Olduğu Zannedilebilmektedir. Gıdıklanmanın Bilinci Gibi Basit Zihin Deneyimlerinde Yoğunlaşılırsa, Sorunun Bir Derece Farkı Değil Bir Mahiyet Farkı (Ayrı Cevher Anlamında Olmasa Da) Olduğu Anlaşılacaktır. Searle Bu Konuda Şöyle Demektedir:

“Epistemolojinin Üçüncü Şahıs Karakteri, Zihinsel Durumların Fiili Ontolojisinin Bir Birinci Şahıs Ontolojisi Olduğu Gerçeğini Görmemizi Engellememelidir. Üçüncü Şahıs Bakış Açısının Pratikteki Uygulama Tarzı, Bizim İnsan Gibi Gerçekten Bir Zihni Olan Şeyle Bilgisayar Gibi Bir Zihni Varmış Gibi Davranan Şey Arasındaki Farkı Görmemizi Güçleştirir. Ve Bir Kez Gerçekte Zihinsel Duruma Sahip Olan Bir Sistemle, Zihinsel Durumları Varmış Gibi Davranan Sistem Arasındaki Bu Farkı Kaybettiğimiz Zaman, Zihinsel Olanın Zorunlu Bir Özelliğini, Yani Onun Ontolojisinin Zorunlu Olarak Birinci Şahıs Ontolojisi Olduğunu Gözden Kaçırmış Olursunuz.

Bilgisayarların, Bir Bilince Sahip Olmadan Dışarıdan Bakıldığında Bilinçliymişçesine Davranışlarda Bulunabileceklerini Anlatmak İçin Verilmiş En Meşhur Örnek Searle’ün ‘Çin Odası’ Örneğidir (Bu Örnek Zihin Felsefesinde Yoğun Bir Şekilde Tartışılmıştır): Searle, Çince Bilmediğiniz Ve Bir Odaya Kapatıldığı’nızı Varsayımıyla Örneğine Başlar. Bu Odada, Mektupla Gelen Çince Yazıları, Odadaki Çince Bir Kitaptaki Yazılarla Eşlemeniz, Bu Bir Araya Getirme İşleminde Kitabın İşaret Edeceği Çince Yazıları Da Bir Mektupla Geri Göndermeniz İstenir. Odaya Gelen Çince Yazılar Bazı Sorulardır, Kitapta Bunlarla İlgili Eşleşmede Cevapları Bulursunuz Ve Geri Gönderirsiniz Ama Çince Bilmiyorsunuzdur. Dışarıdan Olayı İzleyen Ve Size Verilen Komutlarla Hareket Ettiğinizden Ve Çince Bilmediğinizden Habersiz Olanlar, Sizin Çince Bilip Soruları Cevapladığınızı Zannedeceklerdir. Searle, Bilgisayarların İşlemesinin De Buna Benzetilebileceğini; Bilgisayarların, Bilincinde Olmadan Sembolleri Kendilerine Verilen Programa Göre Kullandıklarını Ve Yapay Zekaların, İnsan Zihnini Taklit Etmelerinin Mümkün Olamayacağını Söyler.

Turıng Testi Ve Bilinç

Buraya Kadar Verdiğimiz Örnekler, Yapay Zekaların Turing Testi’ni Geçseler Bile İnsan Zihni Gibi Düşünemeyeceklerini Gösterir. Turing Testi, 1950 Yılında Alan Turing Tarafından Ortaya Atıldığından Beri Zihin Felsefesinde Çokça Tartışma Konusu Olmuştur. Turing, Makinelerin İnsanlar Gibi Düşünüp Düşünmediklerine Şu Testle Karar Verilmesini İster: Bir Odadaki Yargıç, Diğer Bir Odadaki Bilgisayar Ve Başka Bir Odadaki Bir Kişi İle İletişim Kuracak Ve Ekranda Göstermek Gibi Bir Yöntemle Sorular Sorup Cevaplar Alacaktır. Eğer Yargıç Verilen Cevaplardan Bilgisayarı Ve İnsanı Ayırt Edemezse Bilgisayarın Da Akıllı Olduğuna Karar Verilir. Turing’in Önerisi ‘Akıllı Olmak’ Kavramının ‘Turing Testini Geçmek’ Ölçütü İle Belirlenmesidir.

‘Çin Odası’ Veya ‘Gıdıklanma Ve Bağırma Sesleri Çıkaran Bilgisayar’ Gibi Örnekler, Turing Testinin Davranışçı Yaklaşımıyla, Yapay Zekaların İnsan Gibi Düşünebildiklerine/Düşünebileceklerine Dair İddianın Belirlenemeyeceğini Gösterir.

Yapay Zekaların İnsan Zihnini Taklit Edebileceğine Dair Yaklaşımlar, İnsan Zihninin Fonksiyonlarının Matematiksel Olarak İfade Edilebileceği Ve Bu Yüzden De Yapay Zekalar Tarafından Taklit Edilebileceği İddiasını Taşır. Oysa Daha Önce Belirttiğimiz Gibi Bilinç Halleri Maddeye İndirgenemez, Yani Matematiksel Olarak İfade Edilemez; Bu, Yapay Zekaların, İnsanlardan Çok Daha İyi Satranç Oynasalar Da Hiçbir Zaman Bilinçli Olamayacakları Anlamına Gelir. Dünyanın Yaşayan En İyi Matematikçi Ve Fizikçilerinden Biri Olarak Kabul Edilen Roger Penrose’un Bu Konudaki Yaklaşımları, Yapay Zekaların İnsan Zihnini Hiçbir Zaman Taklit Edemeyeceklerine İlave Delil Oluşturmaktadır.

Penrose, Matematiksel Anlayışın Kendisinin Bile Matematiksel Olarak İfade Edilmesine Olanak Olmadığını Söylemektedir. Ona Göre ‘Anlayış’ Hesaplamadan Farklı Bir Şeydir. Bu Yüzden, Matematiksel Algoritmalara Dayalı Yapay Zekalar Hiçbir Zaman İnsan Zihnini Taklit Edemezler.[46] Penrose, ‘Turing Makinesi’ Adı Verilen Sınırsız Bellekli, İşlemleri Hiç Hesap Hatası Yapmadan Sonsuza Dek Sürdüren İdeal Bir Bilgisayarı Ele Alıp; İnsan Zihnini, Böylesi Bir Makinenin Bile Taklit Edemeyeceğini Göstermeye Çalışır. Penrose’un Verdiği Örneklerden Biri Sonsuza Giden Hesaplamalarla İlgilidir: Lagrange Teoremi’ne Göre; Her Sayı, Dört Tane Tam Kare Sayının Toplamına Eşittir. Fakat Bir Bilgisayar Sonsuza Dek İşleme Dalacağından Böylesi Bir Teoremi Oluşturamaz. Penrose, Bu Ve Benzeri Örneklerden Hareketle ‘Matematiksel İçgörü’nün, Doğruluğundan Emin Olunabilecek Bir Hesaplama Biçiminde Kodlanmış Olamayacağını Söyler.

Böylesi Bir İçgörüyü Matematiksel Olarak İfade Edememek İse Bu Özelliğin Yapay Zekaya Hiçbir Şekilde Aktarılamayacağı Anlamını Taşır.

Penrose, Gödel’i Takip Ederek, Doğal Sayıların Özelliklerinin Anlaşılmasının Da Hesap Kurallarıyla Gerçekleşmediğini Söyler. Çocukların, Hiçbir Hesaplama Yöntemiyle Nitelenemeseler De Doğal Sayıların Ne Olduğunu Anlayabilmesini Bu Görüşüne Örnek Olarak Verir. Çocuğa Verilen Hesaplama Kuralları Değildir, Fakat Doğal Sayıları ‘Anlamasını’ Sağlamaktır. Buna Bağlı Olarak Penrose, Matematiksel Anlayışın Hesaplamaya Dayanmadığını; Olup Bitenlerin ‘Farkına Varmaya’ Bağlı Olduğunu Söyler. Bu İse Anlayışsız Bilgisayarlara Aktarılabilecek Bir Özellik Değildir.

Paylaş:

Leave A Reply

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.