Yavuz Sultan Selim’in Hocası Muftîyu’s Sekaleyn Mevlâna İbn-Kemâl (k.s.) Efendi’nin İbn-i Arabî Fetvası

0
198

Muftîyu’s sekaleyn ibn-i Kemâl namıyla anılan ve bu isimle şöhret olan Mısır fatihi Padişah Yavuz Sultan Selim’in hocası aynı zamanda da Kanuni ve Yavuz devrinin tanınmış şeyhu’lislamlarında Mevlâna İbn-Kemâl (k.s.) efendinin bu mev-zuyla ilgili olarak yayınlanmış bir fetvası Şeyh Ahmed Hamdî al-Kadirî (k.s.) telif  etmiş olduğu “Kitab-ul Burhan Al-Azhar Manâkıb eş-Şeyh el-Ek-ber”Arapça ve Osmanlıca olan ve Türkçeye çevirisi ve sadeleştirmesi yaptırılan  bu eserde bulunan bu fetvayı biraz sadeleştirme yaparak önemine binaen kitabımızın bu kısmına almayı uygun gördük..

Fetvanın sahibi olan İbn-i Kemâl efendi, yaşadığı devirde yukarda bahs ettiğimiz gibi
talebesi olan padişah tarafından çok sevilmiş ve sayılmıştır. Öyle ki Yavuz, hocasının
atından sıçrayan çamurla kirlenmiş olan kaftanının öldüğü zaman tabutunun üstüne örtülmesini vasiyet etmiştir. Ve öyle de olmuştur. Yakın tarihe kadar sandukasının üzerinde serili olan bu kaftan, günümüzde üzeri camla kaplı tahtadan yapılmış bir koruma kabına konarak sandukanın yanına yerleştirilmiş türbeyi ziyaret edenlere gösterilmektedir.

 

Bismillahirrahmanirrahim..
Kullarından bir kısmını ilim ve ihsana mümtaz ve enbiya ve murselîne vâris eden Cenab-ı Hakka hamd ve sena ve ehl-i dalâl-ı ıslâha meb’ûs olan (gönderilen) Nebiy-yi zîşân ile şer’i metini (sağlam şeriatı) icraya ced ve gayret eden âl ve ashabına edayı selât ve selam bî intiha (sonsuz selât ve selam) olunduktan sonra; ma’lum olsun ki hakikât ehlinin uyduğu; Hazret-i Şeyh Âzam Kutb-ul Arifin Muhyiddîn Âlî al-Arabî at-Tâi al-Hatemî al-Endülüs-i hazretleri muctehid-i kâmil ve mürşid-i fâzıldır. Hayret veren menâkıbında mevcud olan harikulade kerametleri müridler, alimler ve fâzıl kişiler tarafından kabul ve tasdik edilmiştir. İnkâr edenlerin, çok büyük hata edecekleri ve inkârda ısrar edenlerin ise çok dalâlete duçar olacakları aşikârdır. Emr-i bil ma’ruf ve nehyi anil münker’le me’mur hakimlerin, işbu batıl inanç sahihlerinin hallerini düzeltmelerine ve itikâdlarını değiştirmelerine teşvik ve te’dîb (uslandırma) eylemeleri boyunlarına borçdur.

İbn-i Arabi hazretleri birçok kitab ve resâil te’lif buyurmuşlardır. Fusus’ul Hikem, Fütuhatı Mekiyye diğer te’lif ettiklerinin yanında meşhurdur. Hazreti Şeyh’in kitablarında ve risalelerinde bulunan bazı ibârelerinn lafzları ve manâları ilâh-i emre ve şer’i nebeviye yakın yani anlaşılır olması yönüyle itiraz edilmemektedir. Ancak bazı ibarelerin derecâtmın yüksek olması yani keşf ve tevhîd ehlinden olmayanların idrâklarmın fevkinde olması, amaçlanan manâyı idrâk edemeyenlerin ve tasavvuf ehli olmayanların “Sakın bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalp bunların hepsi o şeyden sorumlu olur” (İsra/36) âyetine uyarak sükût etmeleri ve itirazdan kaçınmaları vaciptir. Büyüklerden birisi şöyle buyurmuştur: Kim tasavvu-Jî hakikatlerin ehli ile beraber oturursa ve onların ortaya koydukları hakikatlerin bazısını inkâr ederse, Allah iman nurunu onun kalbinden söküp alır.”

İbn-i Arabî (k.s) hâlen, ilmen, tarikat şeyhi ve hakikat ehlinin büyüğü olduğu gibi; ilimmüessesesi teşkilatının kurucusudur. Cenab-ı Şeyh, öyle ucu bucağı olmayan bir denizdir ki sahilini görmeğe beşer gözü, dalgalarının çalkalanırken çıkardığı sesi işitmeğe; beşer kulağı acizdir. İnci taneleri olan sözleri ise yâr’dan uzak olanların ellerine ulaşıp ziyan olmaktan korunmuş ve gönül ehline neş’e bahş olacak feyizler ile dopdoludur. İbn-i Arabîye mensub olan tâife-i nâciye doğru yola girmiş mümtaz bir kavimdir. Sözleri ve diğer
tasavvufî ıstılahları diğer tasavvuf ehlî gibidir. Hatırdan çıkarılmamalıdır ki, hilali görmeye,kusurlu gözler nasıl müsaid değilse hazreti herkesin idrâk etmesi mümkün olmayabilir. Allah’a yeminle beraber beyân olunur ki şübhesiz Şeyh’ul Azam b. Arabî ilminin ihata etmediği şeyi yazmamıştır ve ilmi ise; malumatın şekillerini hakikati vechle, ru’yetle hasıl olmuş ilm-i şuhûddur. Hak Subhanehû tealâ hazretleri bazı kullarını nübüvvetle bazısını da velayetle seçmiştir. Durum şudur ki, bir şeyi bilmemek, görmemek o şeyin yok olduğunu gerektirmez. Bulup görmemekle de o şeyin varlığını inkâr lâzım gelmez. Örneğin; yarasanın güneşi görmeyerek inkâr etmesi, güneşin olmadığı anlamına gelmez. Taassubun zarardan başkaca faydası yoktur. Hususiyle Ricâl-ul Gayb hakkında hadis-i şerif vârid olmuştur. Onların çaresiz kalanlara Allah’ın emriyle yardımları meşhurdur. Şu satırları yazan ben dahi bu ruhanî yardımlarına mazhar olmuşumdur. Munasib olan budur ki her zaman mukaddes mevcudiyedlerini ikrar edib özellikle Şeyh’ul
Ekber Muhyiddin ibn-i Arabî ve Şeyh Abdulkadir Geylânî hazretlerini uygun tabirlerle yâd etmek lüzumludur. Setr ettikleri ve gizledikleri ibareleri idrâk edememek sebebiyle inkâr uygun değildir. Cifir, Nucûm ve İksir ilmi gibi konuları avamdan gizlemişlerdir. Ekseriya sözleri vicdanidir, tatmayan bilmez kabilindendir. Onların yolu sırat-ı müstakimdir, muhabbetullahtır. Onlar “Muhammedf’dirler. Bilinmelidir ki, Allah’ın dostları ile Allah’tan
bize haber getiren herkes, TEK görüş üzeredirler. Allah’dan getirdikleri bilgiye ne bir şeyeklerler, ne noksan söylerler, rıe de birbirlerine muhalefet ederler. Aksine onlar; birbirlerinidoğrularlar. Tıbkı buluttaki yağmur suyunun yere inmesi halinde özünde değişiklik olmaması gibi onların kelâmlarının özleri BİR’dir manâsı BİR’dir. Bizlere düşen “Bilmiyorsanız bir bilene sorunuz” ilâhi hükmüne riayet etmektir ki bu hüküm İslamın şartlarmdandır. “Hak teâla cümlemize tevfîk ve basiret ihsan eyleye”

İnanırız.. Hazreti Şeyhin buyurduğu gibi… O, Allah Hakkı söyler ve O, doğru yola iletir.

Muftîyu’s sekaleyn ibn-i Kemâl

 İbn-i Arabî,Risaleler-1,Kitsan Yayınevi,çev:Vahdettin İnce,syf:10-12

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here