Mevlana Hazretlerinin Sözleri ve Hayatından alıntılar

0

MEVLANA HAZRETLERİ


Kendisinden bir nasihat isteyen vezir Muinüddin Pervane’ye, Mevlana Hazretleri şöyle demiş:

“Duydum ki Kur’an’ı ezberliyormuşsun.”

“Doğrudur.”

“Şeyh Sadruddin’den de hadis okuyormuşsun.”

“Evet.”

“Sen Allah ile Peygamberinin sözünü dinlemedikten ve halka zulmettikten sonra, ben sana ne söyleyeyim, benim sözümü mü dinleyeceksin?”

******** Şems-i Tebrizi Hazretleri’ne, cömertlikten sor­dular.

4 çeşit cömertlik vardır:

Şöyle buyurdu:

Mal cömertliği: Zühd sahiplerine mahsustur. Onlar malı verir, marifeti alırlar.

Beden cömertliği: Müctehid âlimlere mahsustur. Onlar Allah Teâlâ’nın yolunda, ilim uğrunda vücudlarını harcarlar ve hidayeti alır­lar. İnsanlara hidayet rehberi olurlar.

Can cömertliği: Şehidlere mahsustur. Onlar da canlarını vererek cenneti alırlar.

Kalp cömertliği: Ariflere mahsustur. Onlar da gönüllerini vererek muhabbeti alırlar.

*******  Bir talebesi, bir gün, Mevlânâ’dan, babası Sultanü’l Ulema’nın mezarı üzerine bir kubbe yapılması için müsaade istemişti.
Mevlânâ kendisine şu cevabı verdi:
“Yapacağın muhteşem kubbe, şu gök kubbeden daha güzel olacak değil ki!”
Bırakın babamı!
Gök kubbenin altında, olduğu gibi kalsın…

******* Hz. Mevlânâ, evlerinde yiyecek olarak hiçbir şey kalmadığını söyleyen hanımına tekrar tekrar sormuş:

Gerçekten hiçbir şey kalmadı mı?

Evet, demiş eşi. Hiç yiyeceğimiz kalmadı.

O yoklukta tükenmez hâzinelerin sahibini bulan Mevlânâ, el­lerini kaldırıp:

“Allah’ım sana hamd-ü senâlar olsun, diye şükretmiş. Evim, Peygamber hanesine benzedi.”

****** Dünyanın en büyük mütefekkirlerinden biri olan Mevlânâ, sakalları bembeyaz olmuş bir papaza sorar:Siz mi daha yaşlısınız, sakalınız mı?

Papaz, sakallarının 18-20 yaşlarında çıktığını düşünerek:

Elbette ben, cevabını verdiğinde:

Yazık, der Mevlânâ, çok yazık…

Sizden küçük olan sa­kalınız ağarmış da, siz hâlâ karanlıklardasınız.

*******Güzeller, saf ve berrak ayna aradıkları gibi, cömertlik de fakir ve zayıf kimseleri ister.

Güzellerin yüzü aynada güzel görünür.

İkram ve ihsanın güzelliği de fakir ve gariplerde ortaya çıkar.
Hz. Mevlana

******Hz. Mevlânâ, talebelerinden biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.

Yanındaki talebesi:

Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.

Mevlânâ, tebessüm ederek karşılık verir:

Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

******** Mecnun Leyla’sının köyüne gitmek için, dişi bir deve­ye bindi. Bir süre yol aldı. Mecnun’un tek derdi, bir an önce Leyla’sına kavuşmaktı. Dişi deve ise, geride bıraktığı yavrusunu düşünmekteydi ve onun tek derdi ise, geriye dön­mekti.

Mecnun bir an dalıp gitse, elinden yuları gevşetse, deve bu­nu hisseder ve geriye döner geldikleri köye yani yavrusunun ol­duğu yere doğru giderdi.

Mecnun kendine gelip baktığında, bulundukları yerden çok daha geriye gittiklerini fark ediyordu.

Bu yolculuk iki-üç gün böyle sürdü. Mecnun yıllardır yollar­daymış gibi şaşırmış kalmıştı.

Baktı ki bu yol böyle bitmeyecek, deveden indi ve:

“Ey deve!” dedi. “İkimiz de aşığız. Fakat aşklarımız birbirine zıt, birbirine aykırı! Demek ki biz, birbirimizle yol arkadaşlığı yap­maya uygun değiliz.

Senin sevgin de, yuların da bana uymuyor. O halde en iyisi ayrılalım!” diyerek deveyi bıraktı.

• ••

Bu hîkayede geçen ‘Mecnun’ insan ruhunu temsil ediyor. Ve ruh, Ezelî bir Sevgiliye yani Rabbine muhtaç ve müştaktır. ‘Deve’ ise, nefistir. Maddî arzuların sembolüdür. O da, yavrulan olan heveslerin ardında koş- i maktadır.
Hz. Mevlânâ

******* Mevlânâ’nın Celâleddîn isminde bir talebesi vardı.Ticâretle uğraşır, at alıp satardı. O anlatır;

“Bir gün Mevlânâ Hazretleri sarığını sarıp, giyinmiş olduğu hâlde, bana bir at hazırlamamı emretti. Ben, atların içinden en güçlüsünü eğerlemek için huzûrundan ayrıldım. Fakat at huysuzluk yaptığından, bir türlü eğerleyemiyordum. Yanıma iki kişi daha alıp, atı zorla eğerledik. Buna rağmen at hâlâ huysuzluk yapıyordu. O hâliyle Mevlânâ’nın bulunduğu yere getirip, atın hazırlandığını bildirdik. Mevlânâ dışarı çıkar çıkmaz at sâkinleşti ve önceki huysuzluğu kalmadı. Mevlânâ ata binip, kıble istikâmetinde yola çıktı. Ancak akşama doğru, ter içinde, toza gark olmuş bir vaziyette döndü. At oldukça zayıflamış görünüyordu. Cesâret edip bir şey soramadık. Ertesi gün yine bir at hazırlamamı emretti. Başka bir atı eğerleyip getirdik. Dünkü gibi gitti, akşama doğru geldi. Üçüncü gün de aynı şekilde gitti. Akşama doğru geldiğinde; “Elhamdülillah! Ey cemâat! Müjdeler olsun ki, o kâfir, Cehennem’in dibini boyladı.” dedi. Biz edebimizden yine bir şey soramadık. Aradan birkaç gün geçmişti. Şam tarafından bir kâfile gelip, o taraflarda, müslümanlar ile Moğolların yaptığı savaşı anlattılar. Dediler ki; “Düşman askeri oldukça çoktu. Müslümanlar mağlub olmak üzere idiler. Son üç günde, Mevlânâ hazretleri, bir atın üzerinde olduğu hâlde savaş meydanında göründü. En ön safta; “Allah, Allah” nidâlarıyla düşmana hücûm edip önüne geleni bir vuruşta ikiye bölüyordu. Müslümanlar, Mevlânâ’nın akıl almaz hâllerini ve yardımını görünce, bozulan moralleri düzeldi. Ard arda yaptıkları hücûmlarla düşmanı geriye püskürttüler. Mevlânâ hazretleri düşman komutanını öldürünce, kâfirler kaçmaya başladılar.” Ben bu haberi işitince, doğruca hocam Mevlânâ’nın huzûruna çıktım. Beni görünce; “Müslüman askerlere yardım edilmiş ve zafere kavuşmalarına sebeb olunmuştur. Ey Celâleddîn! Bize cân u gönülden hizmet edenler dünyâ ve âhirette gam ve kederden kurtulur.” buyurdu.

Mevlananın Diğer Sözleri

Ünlü Mevlana Sözleri
Mevlananın 25 Resimli En iyi Sözü
Mevlana Sözleri 2016
Mevlananın çok Değerli sözleri
Resimli Mevlana sözleri
Mevlananın özlü sözleri
iyilik ile ilgili mevlana sözleri
Mevlananın kendine Hayran biraktiran sözleri
Mevlanadan düşündüren Sözleri

Paylaş:

Leave A Reply

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.