Müzik Hafızası Nedir?

0

müzik hafızası hakkında ortaya atılan fikirlerden bahsetmek istiyoruz ve müzik havıza’sı kavramının ne olduğundan da bahsetmek istiyoruz.Müzik hafızasının oluşmasında etken olabileceği düşünülen ilk genin, 2007 yılında az sayıdaki katılımcıyla gerçekleştirilen bir çalışma sonucunda elde edilmiş olması ve bu çalışmanın da ‘’avpr1a’’ geninin müzikal hafızayla ilişkisi olduğunu göstermesi.

Güzel müziğin biyolojik olarak rolünü açıklamaya çalışan ilk isim ise Charles Darwin oluyor ‘’dna’da saklı müzikalite’’nin tarihçesinde. bir türün sağ kalımına yönelik gözle görünür bir fayda sağlamasa da, eşey seçiminde önemli olduğunu ifade eden Darwin, 1859 yılında yayınladığı ‘’türlerin kökeni’’ adlı kitabında müziği, insan doğasının en gizemli yönlerinden biri olarak tanımlamış.

2009 yılında, profesyonel ve/veya amatör müzisyenlerden oluşan 19 Finlandiyalı aile üzerinden gerçekleştirilen bir diğer çalışmada ise, müzik yetenekleri çeşitli testlerle ölçülen 298 kişinin dna’sı incelenmiş.

öne çıkan gen yine avpr1a olmuş ki, bu genin daha önceden sosyal bilgi ve davranışlarla ilişkilendirilmiş olması, müzik algısı ve üretimi için de güçlü bir aday olabilme ihtimalini desteklemiş. bu güne kadar yapılan araştırmalarda avpr1a geninin müzik algısı, müzik hafızası ve müzik dinlemede işe karıştığına yönelik sonuçlar elde edilirken, bir başka gen olan slc6a4’nın ise müzik hafızasının yanı sıra koro katılımıyla ilişkili olduğu belirlenmiş. ilginç.

ritim algısı ve üretiminde ise foxp2 geninin rol oynadığı düşünülmekteymiş. gen haritalama, bağlantı analizleri, genom çapında ilişkilendirme analizleri gibi yöntemlerin giderek çok daha fazla uygulama alanı bulmasıyla birlikte, önümüzdeki yıllarda yeni genlerin de tanımlanacağını ön görülmekte. genetiği bütün olarak düşündüğümüzde ise, genlerin bir arada çalışan makineler olduğu göz önünde bulundurarak; özellikle yeteneklerin tek bir genle sınırlı kalmayacağı rahatlıkla söylenebilir…

öte yandan söz konusu yetenekler olduğunda, işi sadece genetiğe indirgemenin de haksızlık olacağı düşünülmekte. nasıl ki hiç kullanılmayan bir yetenek köreliyorsa, saklı kalan yetenekler de ancak gerekli eğitim ve özveriyle açığa çıkarılabiliyor.

işte çevresel faktörler de tam bu noktada devreye girmekte. aslına bakılırsa müzikalite, genetik ve çevre etkileşimini anlamak için çalışılabilecek en ideal sistemlerden biri.

günümüzde, hem genetiğin hem de çevresel faktörlerin müzik algısında rol oynadığı biliniyor ama hangisinin müziği kavramada ne derece etkisi olduğu hala belirsiz. ailede hiç müzisyen olmadığı halde, okulda öğretmen tarafından keşfedilmek gibi hikayelerin olması örneğin. zeki müren bu isimlerden yalnızca biri. aynı biçimde, uluslararası başarılara imza atan bir diğer sanatçı ise, keman solistimiz tuncay yılmaz genetik olarak inceleme şansı bulabilseydik, belki de ebeveynlerinde olmayan ve embriyonik gelişim sırasında sadece kendisinde ortaya çıkan genetik bir değişimin ona uluslararası başarılar kazandıran alt yapı olduğunu söyleyebilirdik. bununla birlikte, hayatını müziğe adayan pek çok müzisyenin sadece genlerine güvenmediklerini, bu işe sayısız saat ve emek harcadıklarını göz ardı edemeyiz.

eğitim, motivasyon, doğru yönlendirme ve pratik; sahip olduğunuz yetenek genlerinin aktifleşmesinde temel faktörler. 9. senfoni’sini duyma yeteneğini kaybettikten sonra yazan beethoven, hem genetik alt yapısı, hem de uzun süren çalışmalarının sonucunda bunu gerçekleştirmiştir dersek çok da abartmış olmayız.

tüm bunların yanı sıra; genler arası etkileşim olarak tanımlanan epistasisin, gen-çevre etkileşiminin ve epigenetik etkileşimlerin müzik kabiliyeti üzerine olan etkileri, müzik genetikçilerinin araştırmakta oldukları diğer noktalarmış.

özellikle de gen-çevre etkileşimi bu noktada başı çekiyor. örneğin, eğitime bağlı nöral plastisite (sinirsel esneklik) gibi görünür özellikler üzerinde muhtemel genetik nedenler olabileceği gibi, çevresel faktörler de (örneğin eğitim ve sık alıştırmaya yapmak) genin ifadesini, epigenetik mekanizmalar üzerinden artırabilmekte.

uzun saatler alan çalışmalar ve büyük özveriler sonucunda geliştirilebilecek olan müzikal yapabilirlikte, erken yaşta yönlendirilme önemli bir etken olabilse de, müzisyen bir aileden gelen ve ilk bestelerini henüz daha 4 yaşında yapmaya başlayan, 35 yıllık hayatına 626 eser sığdıran wolfgang amaadeus mozart’ı düşündüğümüzde, müzikalitenin dna’da saklı olabilme ihtimali biraz daha güçleniyor denebilir.

Yorum Yap